Utsuro no Hako to Zero no Maria Cilt 2 – 4 Mayıs (Pazartesi) – Yeşil Günü


Önceki Bölüm                                             Sonraki Bölüm


 

 

4 Mayıs (Pazartesi) 07:49

Yerde, bir futonun üzerinde uzandığımı fark ettim. El ve ayak kelepçeleriyle zapt edilmiştim. Hala sersemdim ve kafam karışıktı.

Hissettiğim keder rüyadan veya gerçeklikten ayırt edemiyordum.

Sonu olmayan bir bataklığın içine batıyormuş gibi hissediyordum.

Çabaladım çabaladım ama boşunaydı, daha da derine battım, ve sonunda neden çabaladığımı bile unuttum. Sadece balçığın içine daha da çok battım. Vücdum balçıkla doldu. Ben balçığa dönüştüm. İçim dışım artık balçıktı. Artık tamamen kaybolduğum için kendi şeklimi tanıyamıyordum.

Artık kendimi göremiyordum.

……Ben, he. (Boku)

(ç.n: Japonca’da “ben” demenin birkaç yolu vardır. Bunlardan birkaçı: () Boku (Erkekler kullanır), () Ataşi (Kadınlar kullanır), () Wataşi (Hem erkekler hem kadınlar kullanır) ve () Ore (Kaba sayılır, ama sık sık erkekler tarafından kullanılır).)

Bu vücuda ilk girdiğimde, kendimden kasten bu şekilde bahsederdim, ama artık tamamen doğal bir şekilde yapıyordum. Buna alışmaktan çok, zihnimin Kazuki Hoshino’nun vücudu ile birlikte sürüklendiğini düşünüyorum.

O yüzden Kazuki Hoshino olabileceğimi inanıyorum—öünkü bu vücut düşünme şeklimi değiştiriyordu.

Sonunda uyandım ve doğruldum. Nerede olduğumu naneşeker kokusu sayesinde anladım. Olmam gereken yer—Ryuu Miyazaki’nin apartmanı—değildi, ama ondan ziyade, Maria Otonashi’nin odasıydı.

Birisinin uyuduğunu belirten zayıf nefes alışlar duydum. Yatağa doğru baktım ve Maria Otonashi’nin bana doğru dönük olduğunu gördüm. Bu sefer, ifadesi gergin değildi. Yüzü benim yaşımda uyuyan bir kızınkine benziyordu… Bir dakika, o gerçektende benimle aynı yaştaydı.

“Neden bana bakıyorsun?”

Onun masum ifadesi anında kayboldu.

“Uyuduğunda çok tatlı gözüküyorsun, Otonashi-san.” “Demek sen [Yuuhei Ishihara]’sın.”

O hemen ne mal olduğumu anlamıştı, oysa 07:00 ve 08:00 arasındaki zaman dilimi daha düne kadar [Kazuki Hoshino]’ya aitti.

Maria Otonashi üst bedenini kaldırıp gözlerimin içine baktı.

“Maalesef hala hayattasın.”

“……Ha?”

Böylesine yersiz bir söze nasıl tepki vereceğimi bilemedim.

“Diyorum ki sahip hala hayatta.”

Onun dediklerini hala hemen anlayamıyordum. Ama yavaş yavaş acayip bir ifade söylediğini fark ettim.

Nasıl yani ya…?

Hala söylediklerine yetişmekte zorluk çekiyordum ve sadece Maria Otonashi’nin yüzüne baktım. Şaşkına dönmüş suratıma küçümseyici bir şekilde baktı ve ayağa kalktı.

“Neyse, gitme zamanı geldi sanırım. Boş boş çene çalmak için ayırabileceğim zamanım yok.”

O, dolaptan bir mont çıkartıp giyindi.

“Nereye gidiyorsun…?”

“Ne kadar aptalca. Sahibi aramaya gidiyorum. Başka ne yapacaktım ki?”

Eğer sahip hayattaysa, o zaman bu makul bir yanıttı. Arkasına tekrar dönüp bakmadan kapıyı açıp gitti.

Ha? Bu ne demekti? Ne oldu ya?

Dünki taktiğimiz başarısız mıydı? Başka nasıl böyle bir durumda olabilirdim ki?

Neler olduğunu çözmem gerekiyordu.

Ryuu Miyazaki’yi aramak için cep telefonumu aradım. Kazuki Hoshino’nun cep telefonunu masanın üzerinde olduğunu gördüm. Tam da uzanmak üzereyken—

“—!”

Cep telefonu birden çalmaya başladı—zamanlama o kadar uygunsuzdu ki korkudan çekindim.

Saat az önce saatin 08:00 olduğunu belirtiyordu. 08:00 dünden beri benim zamanım olmuştu. Ryuu Miyazaki elbet benim zamanımın başlamasının hemen ardından aramak için bekliyordu.

Telefonu elime aldım ve arayana baktım.

“……He?”

Beklediğim numara değildi. Bu numara elbet…

—Hayır, olamazdı! O insan beni asla aramazdı!

Ama o zaman, kimdi?

Parmaklarım hafifce titriyordu, ama onları görmezden gelip Cevaplama tuşuna bastım.

“……Alo?”

“……”

Arayan kişi sessiz kaldı.

“Alo? …Kim bu?”

“Rika Asami.”

“Na—”

Dilim tutulmuştu.

“Neden bu kadar şaşırdın ki?”

“S-Sen—”

“Öldüğümü mü düşünmüştün? Öldürüldüğümü mü düşündün? Ne aksi, değil mi. Biz şu an muhabbet ediyoruz.”

Bu kesinlikle Riko Asami’nin sesiydi.

“Bu imkansız! Hayatta kalmış olamazsın! Ryuu Miyazaki seni öldürmüş olmalıydı!”

“…hı, hıhı, ben bu zaten biliyorum, ama sen sadece kendini görebiliyorsun. Ne kadar aptalca. Anlamıyor musun? O insan beni asla öldüremez.”

Ryuu Miyazaki Riko Asami’yi öldüremez miydi? …İnanamıyordum. Riko Asami Ryuu Miyazaki’ninde gözüne batıyor olması gerekirdi.

“Kendi ellerini kirletmeden birini öldürmeyi düşündüğün için sen bir aptalsın. Kimsenin bakamayacağı çöp kadar değeri olmayan birisin. Neden çöp gibi yakılıp kül olmuyorsun ki?”

Riko Asami kafa karışıklığımdan yararlanarak benimle alay etti.

Sonunda onun ölmediğinin gerçeğini kabul ettim ve bir şey fark ettim.

“…neden o şekilde konuşuyorsun?”

“Konuştuğum şekil mi?”

“Sen neredeyse—”

“Geçmişte konuştuğum gibi mi konuşuyorum? Güçlü numarası yapmadan önceki gibi mi? Kasvetli olduğum ve sadece dayanabildiğim zamanlardaki gibi mi? …Bunu diyebildiğine şaşırdım…”

Riko Asami duygusuzca güldü ve devam etti.

“…Kendin hiç değişmemişken.”

Benim değişmediğimi mi söylüyordu? Bütün bu zaman boyunca bu kadar uğraşmama rağmen mi? Maria Otonashi’ye hayranlık duyan ve kendini baştan yaratan ben mi? Kazuki Hoshino olacak kişi mi? …Değişmedim mi!?

Dalga geçme benimle! Hele sen sadece Riko Asami’yken!

“…Dalga geçme benimle! Beni sırf rahatsız etmek için mi aradın sen?”

Nefretimi algıladıktan sonra, eskiden ürkek olan o, dedi ki:

“Evet!”

“…He?”

“Biliyor musun? Senin gibi başka birinin vücudunu ele geçirmeye çalışan birini affedemem. …Gerçekten ya, napıyorsun sen be? Haddini bilmelisin. Gebermelisin. O yüzden—”

Riko Asami dedi duygusuzca.

“—Sanırım ben bu kutuyu yok edeceğim.”

“Ne… diyorsun sen…?”

“Bunu yapabileceğimi biliyorsun değil mi? Ne de olsa, sahip benim, Riko Asami..”

Dilim tutulmuştu; ona karşılık verebilmekten aciz, sessiz kaldım. Ellerim titriyrodu.

Riko Asami sessizce kıkırdadı ve bana şunu söyledi. (Ataşi)
“Tek başına kurtulmak aklından bile geçmesin! Tamam mı, [Riko Asami]-san?

4 Mayıs (Pazartesi) 10:01

“…kurtar… beni….. Lütfen, Nii-san, kurtar beni….!”

O yardım haykırışı Riko Asami’den gelmişti.

Şimdi düşününce, Miyazaki-kun ‘kardeşten’ bahsetmişti, ama hiç ‘erkek kardeş’ dememişti. Onun erkek olduğunu düşünmüştüm çünkü benim (erkek) sesimle konuşmuştu ve kendine ‘Yuuhei Ishihara’ diye hitap etmişti. Miyazaki-kun da doğal olarak beni düzeltmedi herhalde.

Ama Asami-san’ın Miyazaki-kun’un kız kardeşi olduğunu asla hayal etmezdim. Ne de olsa, ikisinde farklı soyisim vardı ve aralarında öyle bir ilişkiye dair hiç söylenti duymamıştım. Her gün sınıfımızı ziyaret etmesine rağmen, o hiç açık vermemişti. Herhalde ailelerinin karışık durumundan dolayı ilişkilerini kasten saklamışlardı.

Belki de sınıfımıza gelme sebebi Maria’yı görmenin yanında Miyazaki-kun’u da görmekti.

Ben [bana] geri dönüşmeden önce geri gelen ve kelepçelerimi çıkartan Maria’ya sordum: “Ne zamandan beridir [Yuuhei Ishihara]’nın kız olduğunu biliyordun?”

“Hım, onunla birlikte kızlar tuvaletine girdiğimizden beri [Yuuhei Ishihara]’nın kız olduğu konusunda oldukca şüpheliydim.”

“……yani [Riko Asami] benim vücudumu kullanarak kızlar tuvaletine girdi, değil mi?”

“Neden bu kadar belli bir soru sorma gereği duyuyorsun,” diye sordu hayret içinde. …Ehm, senden hayret eden kişinin benim olmam gerekmez miydi?

“Onun gerçek kimliğini biraz daha araştırma yaptıktan sonra çözdüm. Miyazaki’nin ortaokulundan sınıf arkadaşlarının çoğu Asami ile olan akrabalıklarını biliyorlardı. Ardından onun evindeki cesetleri keşfettim ve Riko Asami’nin sahip olduğu konusunda tamamen emin oldum.”

Maria da o cesetleri görmüştü…

Kelepçelerimi çıkarttı ve iç çekti.

“Ama o nerede olabilir…?”

Maria bana, Asami-san’ı onun sahip olduğunu keşfettiğinden beri tek başına aradığını, ama ona dair hiçbir iz bulamadığını söyledi.

Maria çömeldi, yatağın altında bir şey aradı ve bir şey yırtıp çıkarttı.

“Napıyorsun sen?”

“Yatağın altına ses kaydedici kurdum. Miyazaki veya başkasının onu arayıp bizim henüz bilmediğimiz bir şey sızdıracağını düşündüm.”

Maria kaydedicideki oynat düğmesine bastı. Sürekli ‘ileri sar’ düğmesine basarak [Riko Asami]’nin yorumlarını aradı.

“……alo?”

Onun ağzından yüksek bir ses çıktı.

“…arama yaptı!”

“Evet.”

Diğer tarafın sesi neredeyse işitilemiyordu, ama bir kızın sesine benziyordu. En azından Miyazaki-kun değildi.

Telefonumun arama geçmişine bakmaya çalıştım. Hiç yeni giriş olmadığına göre arama geçmişi temizlenmişti herhalde.

Birbirleriyle tartışıyorlardı anlaşılan.

Maria kaydediciyi dizüstü bilgisayarına bağladı, ses dosyasını yükledi ve kulaklıkları ile tekrar dinlemeye başladı. Sanırım bütün detayları duymaya çalışıyordu.

Maria kaşlarını o kadar çattı ki neredeyse korkmuştum.

Bir süreden sonra kulaklıkları bana uzattı. Başımı salladım ve taktım.

“Alo? …Kim bu?”

“Riko Asami.”

Kendi kulaklarımdan şüphelenmeye başladım.

Bir süre dinledim, ama daha da fazla şüphelerim olmaya başladı. Bu gerçekten Asami-san mıydı? Tanıdığım Asami-san gibi konuşmuyordu. Asami-san genellikle böyle sakin ve durgun bir şekilde konuşmazdı. Tanıdığım Riko Asami’nin kişiliği [Yuuhei Ishihara]—hayır, [Riko Asami] gibiydi.

Ama bu hatırlamama sebep oldu. Asami-san 30 Nisan’dan beri tuhaf davranmaya başlamıştı. Doğru, her nasılsa o kederli bir hava saçıyordu. Öyleyse onun garip tavrı ille de Maria’nın bana bento yapmasından değildi. Şimdi düşününce, Balçıkta Yedi Gece o zamanlarda zaten başlamıştı.

Asami-san önceki hali gibi davranmıştı. —Niye?

“Tek başına kurtulmak aklından bile geçmesin! Tamam mı, [Riko Asami]-san?”

Kulaklarımı iyice açıp konuşmanın kalanını dikkatle dinledim.

4 Mayıs (Pazartesi) 11:02

Riko Asami iel yaptığım telefon görüşmesini hatırladım.
“Tek başına kurtulmak aklından bile geçmesin! Tamam mı, [Riko Asami]-san?”

Bir anlığına kötü niyetinden çekinmiştim, ama kendimi toparladım ve itiraz ettim.

“…Ve kutuyu nasıl çıkartmayı düşünüyorsun? Nasıl yapacağını biliyor musun, yoksa ne?”

“Bilmiyorum. Ama onu hala yok edebilirim.”

Bunu ne kadar sakince söyledikten sonra dilim tutulmuştu.

“Kaçmak istiyorum. Ayrıca seni silmek istiyorum çünkü senden nefret ediyorum. İkisini aynı anda yapabilirim. Ne demek istediğimi biliyorsun, değil mi? Bu yöntem için tek yapmam gereken şey—”

Dedi Riko Asami, zar zor anlaşılan sesi ile.

“—kutu tamamlanmadan önce intihar etmek.”

Bu sözleri zaten duymuştum.

Aa, anladım. Bu bir zamanlar Kazuki Hoshino’ya gönderdiğim sözlerdi.

“Gerçekten Kazuki Hoshino’nun vücudunu ele geçirebileceğini düşündüğünü söyleme sakın? Çok özür dilerim, ama bu imkansız! Birisine karşı zafer elde edebilmen, hiçbir zaman mutluluk elde edebilmen imkansız! Ne de olsa sen bensin. Riko Asami. Haddini bilmelisin. Ölmelisin. Senin gibi biri kesinlikle ölmeli.”

Riko Asami eskiden yaptığı gibi, neredeyse anlaşılmayan küçük bir sesle lanet etti.

“Sen boynundan asılmış bir vaziyette, bağırsakların ağzından çıktığı için insanların burnunu tuttukları bir vaziyette ölmelisin. Sen bir binanın terasından atladığında yoldan geçenleri çatlamış kafatasından etrafa saçılan beyin parçalarıyla rahatsız edecek şekilde ölmelisin. Sen bir trenin önüne atlayıp, organlarını platforma saçarak yolcuları rahatsız edecek şekilde ölmelisin… bu sana yakışır. Söylesene, ne düşünüyorsun?”

Diye sordu bana Riko Asami.

“Riko Asami için nasıl bir tür ölüm istersin?”

Kendi intihar yöntemini belirlemek için bana sormuştu.

Anlamıştım. Sahip, Riko Asami öldüğünde, bende kaçınılmaz olarak kaybolurdum.

Tamamen köşeye sıkıştırılmıştım.

“……Yapma!”

Telaşımı bu kısa söz ile ilettim, bu da Riko Asami’nin sevinmesine sebep oldu.

“Ne yapmamalıyım? Kendimi öldürme planları mı? Niye? Sen beni öldürmeye çalışmamış mıydın?”

“O-Onun sebebi… sen ölürsen kaybolacağımı fark etmemiştim.”

“Hihaha, saçmalama! Hala kaybolmadığını mı düşündün? Muhteşem. Bu fazla muhteşem. …acaba gerçekten de Kazuki Hoshino olabileceğini mi düşündün?”

“Olabilirim! Eğer bana engel olmazsan, Kazuki Hoshino olabilirim! Ve ardından onun mutluluğunu çalacağım!”

“Aha. Önemi yok ama. Ne de olsa ben yine de intihar edeceğim.”

“Sana yapmamanı söylemedim mi!?”

“Seni niye dinleyim ki? Biliyor musun, ben senin düşmanınım?”

“Düşman mı?”

“Evet, düşman. Bunu kendin de bilmelisin, özellikle önceki kendin, senin düşmanın.”

</>“Benimle alay etme artık! Sen olmasan Kazuki Hoshino olabilmeme rağmen, niye böyle yapıyorsun?! Berbat! Sen gerçekten berbatsın!”

Bu sözleri duyduktan sonra, Riko Asami neşeyle kıkırdamaya başladı.

“Komik olan ne?!”</i>

“‘Berbat,’ he!”

Riko Asami kıkırdarken konuştu.

“Kendinden nefret etme olayını çok abartma, tamam mı?”
Bu Riko Asami ile olan konuşmamdı.

“Uu, gıh—”

İçimde dolan miğde bulantısına tepki olarak gövdemi tuttum.

İğrenç. Neden, neden… Neden Riko Asami ile gidip konuştum ki…? Ryuu Miyazaki bana onu öldürdüğünü söylemişti, öyleyse bana yalan mı söylüyordu?

“……Öldürüleceğim.”

Bu ideal bir tehdit değildi. Bunu bilme sebebim Riko Asami’yi herkesten iyi bilmemden kaynaklıydı. Kendinden herkesten çok nefret ediyordu, ve bu kutunun tamamlanmasına asla izin vermezdi.

O muhtemelen kutuyu 5 Mayıs’ın gecesinde yok edecekti.

Çünkü o beni son ana kadar bekletip yormak istiyordu.

Bunu engellemek için, Riko Asami’yi öldürmemiz gerekiyordu. …Ama Ryuu Miyazaki onu öldürmüş olsaydı bile, ben kutunun yok oluşundan dolayı kaybolurdum.

Ne yani? Ne kadar karşı koysam da kaybolmak kaderimde mi vardı?

“……Ben ne—”

Köşeye sıkıştırılmıştım. Maria Otonashi tarafından kapana kısılmıştım, Ryuu Miyazaki ile iletişime geçemiyordum, ve Riko Asami tarafından silinmek üzereydim.

İşler neden bu şekilde sonuçlandı ki…! Aşamalı ele geçirmenin asıl amacı Kazuki Hoshino’yu köşeye sıkıştırmaktı!

“Ben ne yapmalıyım—”

……Bir dakika. Kendi mırıldanışlarımı düşündüm. Ben az önce ne dedim?

Ben mi? (Ataşi)

Bu vücudu ele geçirdiğimde kendime bu şekilde hitap etmekten vazgeçmemiş miydim? O yapıyı doğal olarak kullanmaktan vazgeçmemiş miydim?

Söyleme sakın, kendimden farkında mı olmaya başlamıştım?

‘Riko Asami’ olduğumun mu?

Hayır, hayırhayırhayırhayır! Ben ‘Riko Asami’ değilim! Ben kimseyim, bir yalanım, ve sonunda Kazuki Hoshino olacağım—

“Kendi eyleminden sırf böyle yaparak kaçabilmek; bu çocuksu tarafını son derece sevimli buluyorum.”

Bu ses de neydi?

Daha önce bir kere duyduğum son derece büyüleyici bir ses vücuduma girdi.


Hayır. Bu doğru değil. Ben—Riko Asami’den kaçabilirim.

Ama buna rağmen,

“Ah,

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAHH”

Birden zihnim anılardan oluşan bir sele kapıldı. Bu vücuda girdiğimde unutulması gereken anıları birden hatırlamaya başladım. Hepsini birden algılayamama rağmen, onlar kaçınılmaz bir şekilde bilincime sokuldu.


Gördüğüm şey, Yuuhei Ishihara’nın Riko Asami’ye karşı ilk defa şiddet kullanmasının sahnesiydi.

13 yaşındaki Riko Asami ağlıyordu, karşısındaki bu kırmızı suratlı vahşi adamdan korkmuştu.

Ah, evet. Böyle başlamıştı. Onun ilk şiddet eylemi Riko Asami’nin öfkesine tepkiydi. 13 yaşındaki Riko Asami ondan gerçek babası olmadığı için nefret etmişti, onu düşman olarak düşünmüştü, ve o yüzden de kötü niyetini belirtmişti. Sonunda Yuuhei Ishihara buna katlanamamıştı, ve ona elini kaldırmıştı.

Bu şiddet ile dolu bir günlük hayatının tetiğiydi. Yani, muhtemelen istenmeyen sorunlu çocuğun şiddet kullanıldığı zamanlar sessiz ve uysal oluşundan kaynaklanıyordu. O yüzden Riko Asami’ye şiddet uygulamak o vahşi adam için etkili ve hoş bir çözüm olmuştu.

Bu Riko Asami’nin huyundan çok utanan annesi için de eşit miktarda kabul edilebilir bir çözümdü. Riko Asami bu aileyi yok etmeye çalışmıştı, ve bu yüzden de kontrolden çıkmıştı. Bunca zamandır o yaşlı karıyı rahatsız eden sorun bu olmuştu.

Ahlaki değerler bireyin etrafındakilere yanıt olarak gelişir. Riko Asami’nin şiddete ve ailesine olan karşıtlığı yavaş yavaş kayboldu. Herkes, Riko Asami de dahil olmak üzere, bu şiddeti sorgulamamaya başlamıştı.

Şiddeti sorgulamamaya başlamışlardı, ama bu Riko Asami’nin kalbinin parçalandığı gerçeğini değiştirmemişti.

Riko Asami kendi kalbinin parçalanma sesini sayısız defalarca duymuştu. Bu güçlü bir ses değildi, mütevazi bir sesti— sanki biri bir gölün içine bir taş atmıştı. İlk başta bu sesi duyduğunda “Ah, yine parçalandı” diye düşünürdü, ama bir süreden sonra kendisinde çok önemli bir şeyin yokluğunu fark etti.

Bu adamın şiddeti gerçek bir vahşi adamınkine kıyasla daha alttı, ve o kadar sıradandı ki yabancılar için merak edilecek bir durum bile değildi. “Kötü muamele” veya başka bir tabir ile açıklanırdı. Bu tabir bireye muhtemelen bir kavrama hissini veriyordu.

O yüzden, Riko Asami bunu şiddet olarak tanımlamamıştı.

Riko Asami’nin kalbindeki boşluklar şiddetle kapatılmıştı. Bunun anlamı, Riko Asami kendinden nefret etmekten vazgeçtiğinde bu şiddeti kabul edecekti.

Bu nedenle, Riko Asami kendi varlığını kabul etmiyordu.


Sırada gördüğüm şey lise giriş törenimizden bir sahneydi.

Podyumda okul birincisi olarak duran—Maria Otonashi.

Riko Asami onu gördü ve boğuldu. Sırf Maria Otonashi’ye bakarak ve onun sesini duyarak, Riko Asami nefes alamaz hale geldi ve acı içerisinde çömeldi.

Bu bir şeydi.

En üst düzey alet.

Bir usta sanatkar’ın yapmak için hayatını adadığı bir parçaya benziyordu. O kadar niyet ve doğrultuya sahipti ki, adeta bir sanat eserine benziyordu. O denli absürd bir varlıktı.

Riko Asami farkında olmadan ağlamaya başlamıştı.

Buydu. Kendisinden kaçmak için ihtiyacı duyduğu şey buydu. Kusursuz bir kendi yaratması gerekiyordu, tıpkı Maria Otonashi’nin yaptığı gibi.

Riko Asami bağımsızlaşmaya başlamıştı. Kasvetli kendini koparıp attı ve yerine nötr ve güçlü bir kendi yaratmıştı. Riko Asami onu daha da tanımaya başladıkca, ona benzemenin mümkün olamayacağını daha da çok fark etti. Maria Otonashi kusursuz bir kendi yaratabilmişti çünkü o olağanüstü bir varlıktı. Başka hiç kimse bu başarıyı taklit edemezdi.

Maria Otonashi kesinlikle—insan değildi.


Sonunda, ‘28 Nisan’daki’ sahneyi gördüm.

Riko Asami’nin kutuyu elde ettiği gün.

Riko Asami ellerinde eskimiş bir peluş tavşan tutuyordu. Kulağı eksik olan bu peluş oyuncak üzerine kan sıçramıştı. Bir zamanlar, abisi o oyuncağı onun için bir vinç yakalama makinesinden kazanmıştı.

İki ceset vardı.

Abisi kırmızı sıvıdan oluşan bir su birikintisinde yakalanmıştı ve çığlık atıyordu.

Riko Asami Yuuhei Ishihara tarafından tamamen kırılmıştı.

Bu ev içerisinde kırılmayan hiçbir şey yoktu.

Her şey sona ermişti. Riko Asami’nin her şeyi ilk ve son defa ezilip yok edilmişti.


Ağlıyordum.

Kuruntu sonunda kayboldu, göz yaşlarım alıp götürmüştü.

“……böyle, böyle bir şey…”

Bunu kabul etmemem gerekiyordu. Riko Asami olduğumu kesinlikle kabul etmemem gerekiyordu!

—o yüzden, Kazuki Hoshino olacaktım.

[Kazuki Hoshino]’yu affetmeyecektim. Günlük hayatın mutluluk olduğu konusunda zırvalayan onu, ne de sırf başkasının mutluluğunu çalabildikleri için gülebilen, ama bunun farkında bile olmayan insanları affedecektim.

Son gülüp iyi gülecektim. Benim talihsizliğimi anlamaya bile çalışmayan [Kazuki Hoshino]’ya çektirecektim.

Seni kullanacaktım. Maria Otonashi beni ve [Kazuki Hoshino]’yu artık karıştırmıyordu. Öyleyse artık onu kandıramazdım. Öyleyse sadece asıl olanı kullanmam gerekiyordu. [Kazuki Hoshino]’yu tehdit edip, bana uymasını ve Maria Otonashi’yi kandırmasını sağlayacaktım.

O kendini mahvedecekti ve ümitsizliğe kapılacaktı. O günlük hayata mutluluk diyemeyecekt hala gelecekti.

Kazuki Hoshino’nun telefonunu aldım ve bir ses kaydı yaptım.

“[Kazuki Hoshino], bütün aileni öldüreceğim. Onları vahşice katledeceğim. Onları öyle kesip biçip, öyle bir öldüreceğim ki cesetleri bile tanıyamayacaksın. O yüzden dediklerimi dinlesen iyi edersin. Eğer yaparsan, keyifime göre belki onlara kıymam. Maria Otonashi’nin bu mesajı duymasına kesinlikle izin verme. Tamam o zaman, talimatlarım bunlar—”

4 Mayıs (Pazartesi) 12:06

“—Seni öldüreceğim. Ve ardından Kazuki Hoshino olacağım. Ve tekrardan, Maria Otonashi’ye hiçbir şey söyleme!”

Bunu duyduktan sonra, Maria “…ne kadar aptalca” diye mırıldandı ve kaşlarını çattı.

“Köşeye sıkıştıktan sonra, bulunduğu konumu tamamen unutmuş. Böyle bir durumda bu mesaja dinlemememin imkanı yoktu.”

Çeşitli hakaretler ve “Maria Otonashi’yi kandır ve tutsaklıktan kaç!” vardı ses dosyasında.

Tehditleri beni korkutmuyordu. [Riko Asami] beni ne kadar zorlamaya kalksa da, artık beraber çalıştığımız için, bu vücut ile cinayet işlemesi imkansızdı.

Tavrı sadece acınasıydı.

Dudakları bükülü olan Maria elbette aynı fikre sahipti.

Maria Riko Asami’nin geçmişini dün ve önceki gün araştırmıştı. Çoğunlukla söylenti oluşmasına rağmen, duyduğu şeyler kulağa çok kötü gelmişti.

Dahası—bu cesetler, geri alınamayacak hatalar, gerçekten de vardı.

Balçıkta Yedi Gece’yi tamamlamadığı sürece, ‘Asami-san’ı’ ümitsiz bir gelecek bekliyordu.

O yüzden o artık dayanamıyordu.

“…….Ah?”

“Neden birden bire aptal bir ses çıkarttın?”
“Hayır, sadece kafam biraz karışmıştı. Ehmm, Asami-san ve [Riko Asami] birbirleriyle konuştu, yani ikisi de ayrı olarak varlar, değil mi? …Böyle bir şey mümkün mü?”

“Bunun anlamı Asami’nin biraz da olsa mantığa sahip olduğu anlamına geliyor. Senin vücudunu ele geçirmeye çalışıyordu, ama bunun olabileceğine tamamen inanmamıştı. O yüzden durum şu anki halinde.”

“…Öyleyse, sahip olan ‘Asami-san’ gerçek olan mı…?”

“Konu gerçek ve sahte değil. Ama Balçıkta Yedi Gece ile birlikte [Riko Asami]’nin gelişiyle birlikte bile ‘Asami’

ızdırap çekmeye devam etti.”

‘Asami-san’ Balçıkta Yedi Gece’yi elde ettikten sonra bile kurtulamadı. Terk edildiğinden dolayı, intihar etmeyi düşünüyordu—ve kendisiyle birlikte [Riko Asami]’yı da öldürecekti.

“Onu mutlaka bulup intiharını engellemeliyiz. Bu Asami’yi bulmak için başka bir sebep. Ama nerede o ya? …Lanet olsun, sadece bir gün kaldı!”

Maria’nın tedirgin olduğu besbelliydi.

Maria kendinden önce herkese değer verirdi. Asami-san’ın ölüp Balçıkta Yedi Gece’nin sonlanması—öyle bir sonuca izin veremezdi.

“……Maria, beni tehdit olarak kullanmaya ne dersin?”

Maria kaşlarını çatıp bana baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

“…Ah, yani, sadece aklıma bir fikir geldi. Düşünüyordum da eğer amaçlı bir şekilde tehdide yanıt verip [Riko Asami]’nin hareket etmesine izin verirsek bir şeyler gelişebilir…” “Hakikaten, yoksa takılı kalmış olabiliriz.”

“Diyelim ki tehdide yanıt verdik ve [Riko Asami]’yi özgür bıraktık. O zaman… doğru, o muhtemelen Ryuu Miyazaki’ye ziyaret ederdi.”

“Evet, ben de öyle düşünüyorum.”

“—Dur. Belki Miyazaki Asami’nin nerede bulunduğunu zaten biliyordur?”

“…Sanmıyorum. Bilseydi, Balçıkta Yedi Gece’nin tamamlanmasına asla destek çıkmazdı.”

“Haklısın… ama yine de, bize Asami’yi asla bulamayacağımızı söyledi. Öyleyse o ifade temelini kaybetmiş olur. …Miyazaki herhangi bir şeyi yanlış mı anladı…?”

Maria kaşlarını çattı ve biraz daha düşündü.

“…Düşünmenin yararı yok. Şimdilik, Miyazaki’nin Asami’nin şu anki durumu hakkında bir şey bilmediğini var sayalım.”

Başımı salladım.

“Ama [Riko Asami]’nin tek başına hareket etmesine izin vermenin hiç anlamı var mı ki? Bizim [Riko Asami]’ye ihtiyacımız yok yani—sahip olan Asami’ye ihtiyacımız var, değil mi?”

“…ehm, sanırım bir anlamı var. Ses kaydediciden duyduklarımıza göre, sanırım [Riko Asami]’nin ‘Asami-san’a’ nasıl ulaşabileceğini bildiğini düşünüyorum.”

“[Riko Asami] ile işbirliği yapıp ikisinin temasa geçmesine izin vermek he? Bu imkansız. Böyle tehditler yapan bir kızın senin beklentilerine karşılık vermesine hiç inanamıyorum.”

…Bu kesinlikle doğruydu.

“Yoksa onun kalbini kırıp, onun teslim olmasına ve zorla sana uymasını mı sağlamayı düşünüyorsun?” Maria hafifce güldü ve bunu şaka şeklinde söyledi.

Onun şakasını yanıtım: “Güzel fikir.”

İfadesi hemen kaskatı kesildi.

Ama bende sözlerimdeki soğukluğa en az onun kadar şaşırmıştım.

Bunlar bir kenara, aklıma bir fikir gelmişti. Ben de [Riko Asami] ile benzer bir durumda bulunduğum için, onun kalbini kıracak ve bize uymasını sağlayacak bir yöntem bulmuştum.

Eğer [Riko Asami]’nin gitmesine izin verirsek, o Miyazaki-kun ile iletişime geçecekti. Onun Miyazaki-kun ile olan ilişkisi benim Maria olan ilişkime benzerdi.

O yüzden—

“Tek yapmamız gereken şey Ryuu Miyazaki’nin [Riko Asami]’ye ihanet etmesini sağlamak.”

Bunu söylerken, merak ettim: Bunu gerçekten yapabilir miyiz?

Miyazaki-kun’u bulaştırmak, [Riko Asami]’yi ümitsizliğe kapılmasını sağlamak ve Balçıkta Yedi Gece’yi yok etmek. Bu Asami-san’ın asıl haline dönmesi demekti, artık engellenemeyecek bir sonuca sebep olan kendisine. Onun geleceğinde onu bekleyen bir mutluluğun olduğunu düşünmüyordum. Yapmak üzere olduğum şey Asami-san’ı feda etmeyi gerektiriyordu.

…Bunun yapması zor bir karar olduğunu düşünen iyi bir insan numarasından vazgeçtim.

Hatta, kararımı zaten çoktan yapmıştım. Daha ona ‘Senin varlığına izin vermeyeceğim.’ dediğim, onu düşman olarak algılamaya başladığım zamandan beri kararımı vermiştim.

“[Riko Asami]’yi yeneceğim.” “Onu kabul etmeyeceğim.”

Kararlılığımı elde etmiştim, ama Maria bana karışık duygularla bakıyordu.

“Ben—”

“……Bana destek olamaz mısın?”

“Öyle… değil. Diğer türlü senin kaybolacağını bildiğim için çaresinin olmadığını biliyorum. Fakat yine de, Asami’yi bekleyen kaçınılmaz talihsizliği kabul edemem,” dedi ve dudaklarını ısırdı.

“Çünkü başkasının talihsizliğine izin veremezsin…”

“…Onunla bitmiyor. Eğer o kadar olsaydı, belki yine bir şekilde dayanabilirdim. Ama biliyor musun? Fark ettim de…” dedi yere doğru bakarken.

“Fark ettim de [Riko Asami] ve [Aya Otonashi] aynı.”

“…aynı mı?”

“……”

Maria papağan gibi tekrarladığım soruya cevap vermedi.

Ama sessizliği sayesinde anlayabildim.

Kutu olmaya çalışan Maria, hala [Aya Otonashi]’ydi, ve kutu tarafından yaratılan [Riko Asami]. İkisi asıl kendilerinden ayrı oluşları açısından benzerlerdi.

Aynı durumda olan Maria, Asami-san’ın hislerini çok iyi anlıyordu.

En iyi seçenek ne olduğunu bilmiyordum. Sessiz olan Maria’ya anladıklarımı söyleyebilirdim sadece.

“Ama Asami-san’ın dilediği şey o değil,” devam ettim. “Kendisinin yok olmamasını diliyor!”

“……Evet, biliyorum,” diye mırıldadı Maria ve başını kaldırdı.

Ama buna rağmen, biz Asami-san’ın geleceğini değiştiremezdik.

4 Mayıs (Pazartesi) 12:35

Miyazaki-kun’un odasının önünde durdum ve derin bir nefes aldım.

Maria zaten yan taraftaki odaya girmişti. Geçen sefer buranın işgal edilmediğini söylemişti.

Nefesimi verdim ve Miyazaki-kun’un odasının zilini çaldım.

Tepki yoktu. Ama bunu beklenilendi.

Ama emindim.

Miyazaki-kun içerideydi.

“Çık dışarı.”

Kapıyı çaldım.

“Çık dışarı, lütfen çık dışarı—”

Yapmak üzere olduğum şey onu çok kötü bir şekilde incitecekti. Bunun farkındayım, ama yine de devam ettim.

“Lütfen çık dışarı—Nii-san.

Miyazaki-kun’a aynı Riko Asami’nin telefon üzerinden hitap ettiği şekilde hitap ettim.

“Kurtar beni, Nii-san!”

Miyazaki-kun muhtemelen 6 Mayıs’a kadar zamanını odasına kapanıp [Riko Asami] ile iletişime geçmeden geçirmeyi düşünüyordu.

Ama [Riko Asami] böyle doğrudan ondan yardım istediğinde onu görmezden gelemeyeceğinden emindim.

Kapı açıldı.

Miyazaki-kun dün gözüktüğünden daha da kötü gözüküyordu.

“…Otonashi yakınlarda mı?”

“Hayır.”

“…Şimdiye kadar ne yaptın?”

“Maria Otonashi beni yakaladı… Ama [Kazuki Hoshino]’yu kandırıp kaçabildim! Ama, niye telefonuma cevap vermedin Nii- san?”

“—Yani… …Neyse! Bana niye ‘Nii-san’ diye hitap ediyorsun? Ondan vazgeçmemiş miydin?”

“Ehm…”

Asami-san o önceki telefon görüşmesinde ona ‘Nii-san’ diye hitap etmişti, öyleyse öyle yapmaktan vaz mı geçmişti?

Çabucak gelişen endişemi bastırdım ve hemen aklıma ilk gelen rastgele bir açıklama ile karşılık verdim.

“Sana ‘Nii-san’ dememek garip olabileceğini düşündüm ama Maria Otonashi bana şimdiden ‘Riko Asami’ demeye başladı… O bir kenara, neden yakalandım Nii-san? Şimdi ne yapmalıyım?”

O, açıklamam hakkında şüphe duyamadan önce ona bir soru sordum. Miyazaki-kun buna yanıt olarak sessiz kaldı ve dudaklarını ısırdı.

Miyazaki-kun’un ifadesi onun benim [Riko Asami] olduğuma inandığına ikna etti.

“Beni kurtaracak mısın Nii-san?”

Tabi ki de Miyazaki-kun’un karamsarlığa boğulmasını istemiyordum.

Onun artık [Riko Asami]’yi kurtarmayacağını söylemesini istiyordum. Bize yardım edeceğini söylemesini istiyordum. Böylece ona artık eziyet etmem gerekmezdi.

Yine de, Miyazaki-kun bana gergin bir gülümseme gösterdi ve: “Evet, seni kurtaracağım!” dedi.

Sıradaki adıma geçtim.

“Beni kurtarmak mı? Artık bundan vazgeçebilir misin?”

Durumu kavramayınca, bu kelimeler onun gözlerinin sonuna kadar açılmasına sebep oldu.

“……Ha?”

“Sana [Riko Asami]’yi kurtarmaktan vazgeçmeni söylüyorum!”

Durumu hala kavrayamamıştı ve donakalmıştı.

O yüzden, onun için durumu aydınlığa kavuşturdum.

“Ben [Kazuki Hoshino]’yum.”

“Hoshino…?” diye mırıldandı. Bir süre şaşkına dönmüştü, ama sonunda [Kazuki Hoshino]’nun [Riko Asami] takliti yaptığını anladı ve gözlerinde parıldayan vahşi bir öfkeyle beni yakamdan tuttu.

“Ne işler çeviriyorsun lan sen?! Benimle sataşmak eğlenceli mi?! Ne kadar iğrenç davrandığının farkında mısın, HE?!”

“Biliyorum…”

“Öyleyse ne bu?! Kendini açıklamaya çalış!”

Ağzımı açmadan önce tereddüt etmeye başladım, çünkü söyleyeceğim sözler onu kesinlikle inciticekti.

“Miyazaki-kun, senin yaptığın sadece [Riko Asami] yardım istediğinde ona içgüdüsel olarak yardım etmeye çalışmak. Maria sana söyledi, değil mi? Sen hiçbir şey seçmedin.”

Onun gözlerindeki keskinlik kaldı, ama yakamı kavrayışı biraz güçsüzleşti.

“……Demedim mi sana? Ben sadece kız kardeşimi kurtarmaya çalışıyorum.”

“Sen az önce de onu kurtarmak üzereydin ne de olsa. Ama biliyor musun, kız kardeşin değil, senden yardım isteyen bendim.”

Bu sözleri duyduktan sonra, gözleri sonuna kadar açıldı.

“Söylesene Miyazaki-kun. Benden ayırt bile edemediğin gizemli bir varlık senin için gerçekten o kadar önemli mi?”

Onun kötü niyetime karşılık vermek istediğinden emindim. Ama itiraz etmekten aciz, dudaklarını o kadar sert bir şekilde ısırdı ki beyaz oldular.

“Kız kardeşini kurtarmaya çalışmakta özgürsün. Bu konuda hiçbir şey yapamam! Ama biliyor musun? [Riko Asami] senin kız kardeşin değil. Hadi ama Miyazaki-kun, tekrar söyle bana:”

Sorumu yönelttim.

Kimi kurtaracaksın?”

Miyazaki-kun bana dik dik baktı.

Ben de ona dik dik baktım.

“……Lanet olsun!!” diye haykırdı Miyazaki-kun ve kızgın bir şekilde yakamı bıraktı.

Öfkesini duvardan çıkartmak için yumruğunu kaldırdı… ama durdu ve çökü verdi.

“……İstediğini yap işte,” dedi yere bakarak.

“İstediğini yap işte! Balçıkta Yedi Gece’yi durdurmak istiyorsan, gözümün görmediği yerde yap. Beni rahatsız etme artık. Daha fazla müdahale etmeyeceğim.”

“Maalsef—o kadar yapmak yeterli değil.”

Miyazaki-kun başını kaldırıp bana baktı.

“…Ne yapmak yeterli değil?!”

“Tam söylediğim gibi. Bu kadar kararlılık, bu kadar azim yeterli değil. Sen bizim için Balçıkta Yedi Gece’yi bifiil yok etmek zorundasın.”

Yüzünü öfkeyle buruşturdu.

“Seni aşağılık—ne dediğinin farkında mısın?! Cidden benden ona eziyet etmek için yardım mı istiyorsun?!”

“Sanırım.”

“Dalga geçme benimle!! Öyle bir şey yapabilmemin imkanı yok! Müdahale etmemeye söz vermekle sınırıma geldiğimi biliyor olmalısın!”

“Yani, evet, biliyorum. Ne de olsa, bir kaç saniye önce ona yardım etmek üzereydin, değil mi?”

“……”

“O yüzden bunun yetersiz olduğunu söylüyorum. Bu kadarcık azimle hiçbir şey değişmez! [O] sana şüphesiz tekrar gelip senden destek alacak! Ve sen sonunda tekrar ona elini uzatmış olacaksın; yani kısacası Balçıkta Yedi Gece’yi desteklemiş olursun!”

Sözlerimi duyduktan sonra, Miyazaki-kun gözlerini kaçırdı ve mırıldandı:

“Ama… Onu o kadar da kolay terk edemem.”

“Ama karar vermen gerekiyor. [Riko Asami] yakında buraya gelecek.”

“……Ne?”
“[Riko Asami] beni tehdit ederek Maria’dan kaçmam için beni teşvikledi. Onun taleplerine uydum gibi davranmaya karar verdim. [O] onun emrine uyduğumu düşündüğünde sana kesinlikle gelecektir.”

“…Sıradaki değişim 13:00’de olacak he.”

“Evet. O zamana kadar ona nasıl davranacağına karar vermen gerekiyor. Eğer [Riko Asami]’yi kurtarırsan ve kutu tamamlanırsa, kimse olmayan [Riko Asami] kalacak. Eğer onu reddedersen, Riko Asami’yi kurtaracaksın.”

“Sana inanmamı mı istiyorsun? Haha… bu oldukca saçma bir takas.”

“Öyleyse önceki sonucu seni aldırış etmiyor mu?”

Miyazaki-kun sözlerimi duyduktan sonra yumruğunu sıktı.

“…Tabi ki de ediyor! Yorumların olmadan da bunların hepsinin farkındayım. Ama onu reddetmek… bu imkansız değil mi…?”

Öyle diyor olabilirdi, ama hala karar verememişti.

Bu sıkıntılı bir durumdu. Miyazaki-kun [Riko Asami]’yi reddetmek zorundaydı. Onu ümitsizliğe kaptırmalıydı. O yüzden, son adıma geçtim.

“Hep merak etmiştim. Sen, Miyazaki-kun, neden Balçıkta Yedi Gece’nin varlığına inanıyorsun? Yani, hiç kutu elde etmemiş biri için [Riko Asami]’nin benim içimde olduğuna inanmak oldukca zor değil mi?”

O başını kaldırdı ve yüzüme göz attı.

“Söyle bana! Bu kadar gerçekdışı bir şeye nasıl inanabildin?”

“……ne ima etmeye çalışıyorsun?”

“Sebebini bulamadın mı? Tamam, sana söyleyim! Bir kutunun varlığına inanmak için aklıma tek bir sebep geliyor. Söylesene, Miyazaki-kun, sen—”

Ona, Maria’ya bahsetmediğim belirli bir soru sordum.

“—O ile tanıştın, değil mi?
Miyazaki-kun’un ifadesi şiddetli bir şekilde gerildi.

“Onunla nasıl tanıştın bilmiyorum. Ama O’nun senin [Riko Asami]’ye yardım etmeni istediğini biliyorum.”

“——”

Sanırım O dediğimde kimden bahsettiğimi tam anlamamıştı. Sahip tarafından algılanabilirdi sadece O. Ben O’yu sadece ismi söylendiğinde algılayabiliyordum.

…Ve ardından bana yaptıklarını hatırlardım.

“—Ah”

Miyazaki-kun başını tuttu, gözleri hala sonuna kadar açıktı.

“O’yu tanıdığım için nasıl hissettiğini biliyorum. Onu unuttuğundan değil. Onu sadece hatırlayamıyorsun. O yüzden, sana söylediklerini hatırlamayabilirsin, ama bilinçaltına yerleşti. O yüzden kutuya inanabildin. Ve o sana [Riko Asami]’ye yardım etmen gerektiğini düşündürdü.”

“……B-Bir dakika. Neden… Neden bunları biliyorsun ki sen Hoshino?!”

Başını kaldırdı, sesi tir tir titriyordu, korkusunu saklayamıyordu.

“Dediğim gibi: Bilmiyorum! Ama bildiğim şey [Riko Asami]’ye yardım etmezsen O amacına ulaşamaz.”

“Amacı mı…? Onun amacı da ne ya…?”

“Onun amacı beni gözlemlemek. …Yani, sen muhtemelen anlayamazsın, ama gerçek bu. Ama bu kutu, izlemesi ilginç olmasına rağmen, aynı zamanda çok kırılgan. [Riko Asami] fazla büyük bir dezavantaj’da. Başkasının vücudunu sahip olmak şüphesiz çok ızdıraplı olmalı. En azından onun sırası değilken olan biten hakkında bilgisi olmadığı sürece bana karşı çıkamazdı. O her şeyi düzgün bir mücadele olması için ayarlamak zorundaydı, yoksa bu kutu ona hiçbir zevk vermeden yok edilecekti. O sebepten dolayı, bir denge elde etmek adına O seni kullandı.”

Sözlerimi duyduktan sonra, Miyazaki-kun yavaş yavaş başını indirdi. Ardından hiç hareket etmemeye başladı.

“…Sana söyleyebileceklerim bu kadar!”

Bu onun elini kolunu bağlayan son büyüdü. Onun farkında olmadan içine yerleştirilen, ve onun kutuyu koruması için bir büyüdü. Artık ona her şeyi anlattığıma göre, büyü ortadan kalkmış olmalıydı.

“Tamam, ben kaçtım o zaman. Saat neredeyse 13:00. [Riko Asami] geldiğinde nasıl davranacağını sana bırakıyorum. [Ben] o zaman orada olmayacağım için, seni durduramam.”

“……Onu kurtaracağım. Beni duymadın mı?”

Cevap vermedim, çünkü o sadece kendi kayıbını kabul etmek istemediğini fark ettim.

İfadesini kontrol etmeden kapıyı kapattım.

“……”

Merdivenlere doğru yürüdüm. Hemen birinin yan odadan bana doğru hızla ilerlediğini duydum. Ama geri dönmedim.

“Kazuki… neden bana O’nun müdahale ettiğini söylemedin!”

Ona söylememeye karar verdiğimden değildi. Buraya tam varmadan önce aklıma gelmişti. Ona söylemek için hiç fırsat yoktu.

“Neden cevap vermiyors—Kazuki???”

Ama onun öfkesi hoşuma gidiyordu. Başımı Maria’nın omzuna dayadım.

Ben [Riko Asami]’nin düşmanıyım. O yüzden [Riko Asami]’nin teslim olmasını sağlamam gerekiyordu, bunu yapmak için Miyazaki-kun’u kullanmam gerekse de.

Başka hiçbir çarem yoktu. Yapmalıydım. Ama yine de—

“Birini üzmek oldukca… üzücü,” diye fısıldadım, başımı kaldıramadan.

Ama ben günlük hayatımı geri kazanmayı seçmiştim.

Birini kendi iyiliğim için feda etmek üzereydim. O yüzden birinin beni suçlamasını çok istiyordum. Beni “Çok iticisin!” gibi bir söz ile azarlamasını istiyordum.

Fakat, Maria her nedense sessiz kaldı.

Daha da kötüsü, hafifce saçımı okşadı.

“……”

Acaba neden?

Yapmasını umduğum şeyin tam tersi olmasına rağmen neden bu kadar hoş bir histi?

4 Mayıs (Pazartesi) 13:00

Nane kokusu yoktu. AtaşiBen ellerimde daha önce bir defasında yaptığım gibi bir haftalık manga dergisi tutuyordum. Maria Otonashi’nin odasından kaçabilmiştim.

“Haha!”

Başarmıştım! Tehdidim başarmıştı!

Köşeye sıkıştırılma hissi buhar oldu. Her şey iyi olacaktı. Ben şu an hala mücadele edebilirdim. İlk önce Ryuu Miyazaki’yle görüşmem gerekiyordu.

Bakkaldan çıktım ve bulunduğum yeri doğruladım. Bu caddeyi biliyordum. Ryuu Miyazaki’nin apartmanı yakınlarda olmalıydı.

Onun apartmanına gidip zile bastım.

Ryuu Miyazaki anında kapıyı açtı.

Yüzü sararmıştı. Onun gözlüklerinin altındaki morluklar daha da kararmıştı. Ve o hiçbir şey söylemedi. Bana sadece sessizce baktı.

“…hey, ne oldu?”

“…….Hiçbir şey.”

Onun inkarı, ama, bana bir şeylerin olduğunu söylüyordu.

“Maria Otonashi sana herhangi bir şey yaptı mı?”

“Hayır… bir şey yapmadı.”

Cevabında hiç tonlama yoktu ve neredeyse mekanik gibiydi. Bir şeylerin yanlış olduğu belliydi. Yani, daha önceden de tuhaf gelmişti, ama bu tuhaflık bir adım daha ileriydi.

“Şimdilik içeri geçmez misin?” diyerek beni sakince teşvik etti. Ona biraz şüpheli olarak dikkate alarak dediğini yaptım.

“…O ne?”

Hemen girdikten sonra onun camının kırık olduğunu fark ettim.

“Ah, Otonashi kırdı.”

Nii-san keyifsizce cevap verdi. Maria Otonashi ona bir şey yapmış olmalıydı. Başka hiçbir açıklaması yoktu.

“…dünkü taktiğimiz başarısız mıydı?”

“Evet.”

Bir tane daha gönülsüz yanıt vermişti. …Gerçekten, neyin var?

“AtashiBenim aramama niye cevap vermedin?”

“…’Atashi’, he.”

“Ha?”

“Eskiden kendine ‘Boku’ ile hitap etmez miydin?”

…Doğru, onu tekrar düzeltmem gerekiyordu.

“…Sadece küçük bir hata. Ne de olsa, Bokuben kimseyim.”

“……Saat 13:00’ü geçiyor, he,” dedi uzaklara doğru bakarak.

“Yani evet, ama neden apansızın…?”

“Bu saat dilimini üçüncü günde çaldın. O yüzden kesinlikle sensin. O yüzden emin olabiliyorum. Ama saat 14:00 olsaydı… Muhtemelen Hoshino’nun beni tekrar kandırmaya çalıştığını düşünürdüm, ve senin olduğunu fark etmezdim. Biliyor musun, Maria Otonashi’nin aksine, ben sizi yüzünüzdeki kaslarınızın kullanışına göre ayırt edemiyorum.”

“……Beni kaybettin.”

“Söylesene, bana ne diye hitap ediyorsun?”

“Ha? ‘Ryuu Miyazaki’ tabi ki de; bütün bu zaman boyunca öyle demedim mi?”

“Evet, sanırım öyle. Doğru.”

“Garip konuşma. Bana dün olanları anlatsan iyi edersin!”

“Tamam.”

Başını salladıktan sonra, Ryuu Miyazaki oturdu ve bilgisayarın siyah ekranına baktı.

“Taktiğimizi uyguladım. Görebildiğin gibi, başarısızdı.”

Devam etmesini bekliyordum, o yüzden o hareket etmeden ekrana bakarken bekledim. Fakat, konuşmadı.

“He? O kadar mı…?”

“Başka bir şey bilmiyorum! Taktiğimiz başarısızdı ve Kazuki Hoshino Maria Otonashi tarafından geri alındı. Ondan sonra olan biten hakkında bir şey bilmiyorum. Aralarında olanlar konusunda hiçbir fikrim yok!”

“……Ne? Bu hiç de yardımcı olmuyor.”

“Yani, sanırım etmiyor,” dedi Ryuu Miyazaki soğukkanlı bir şekilde, hala bana bakmadan.

“…….Beni terk etmeyi mi düşünüyorsun?”

Bana hala bakmadı.

Anladım. Demek öyleydi. O tekrar kulaklarını kapatıp her şeyi görmezden gelecekti.

“Pişmansın, değil mi?”

Sonunda o kelimeleri duyduğunda bana baktı.

“Yardım yakarışından dolayı Riko Asami’nin yanına gidip onun talihsizliğini fark ettiğin—ve seni bu konuya bulaştırdığı için pişmansın, değil mi? Aynen öyle! Eğer cahil kalsaydın, hayatını dikkatsizce, sadece kendi talihsizliğinden dolayı üzülerek geçirebilirdin. O sırada Riko Asami’nin aramasına cevap vermeseydin—”

“Ondan pişman değilim!”

O lafımı bölmüştü.

“Tek pişmanlığım daha önce fark edememem. Etseydim, bunların hepsini engelleyebilirdim. O yüzden her şey baştan sona benim suçum. Öyle bir hatayı bir daha asla yapmak istemiyorum!”

O sonunda başını tamamen bana doğru döndürdü.

“O yüzden Riko’ya yardım etmeye devam ettim. Ne olursa olsun, bu karar değişmeyecek.”

“…….Nii-san.”

Gövdem yumuşadı.

Nii-san bunu bütün dürüstlüğü ile söylüyordu.

“Teşekkür ederim, Nii-san… Bana yardım etmeye devam et!”

“‘Nii-san,’ he.”

Nii-san başını hafifce salladı.

“Hey… amacını yeniden onaylayalım.”

“Neden bu kadar geç? —Neyse, bana hava hoş! Amacım Kazuki Hoshino’yu elde etmek. [Kazuki Hoshino]’yu bu amaç uğruna teslim etmesini sağlamak. Kazuki Hoshino azaptan kendi boynunu kaşıyarak yarsın, dizlerinin üstünde ‘Lütfen sahibim ol’ diyip kendi vücudunu teslim edecek kadar onu yenik düşürmek.”

“…Anladım, yani şüphesiz amacın bu mu?”

“Tabi ki. Sana birçok defa söylemedim mi?”

Nii-san birkaç defa “Söyledin, söyledin,” diye mırıldandı ve gözlerini aşağı indirip konuşmamaya başladı. Bu bana garip geldi, o yüzden onun yüzüne bir göz attım.

“—He?”

O ağlıyordu. Nii-san ağlıyordu.

“N-Nii-san, neden ağlıyorsun?”

Anlaşılan ben bahsedene kadar fark etmemişti; Nii-san ağladığını şaşkınlık içerisinde yanaklarına dokunarak doğruladı, ve gözyaşlarını koluyla kaba bir şekilde sildi.

Nii-san’ın gözyaşlarını en son göreli ne kadar zaman geçmişti acaba? Sanırım en son anne ve babamızın aldatmacısını fark ettiğimizde görmüştüm. Nii-san ondan sonra tamamen durdurmuştu gözyaşlarını. Kendisinin içinde görünmez olan bir şeye karşı mücadele etmek için, başkalarının önünde güçsüzlük göstermemeye başlamıştı.

Bu insan ağlıyordu.

“……Onu kurtaracağım.”

Diye mırıldandı.

“Bu kararı ben verdim. Kız kardeşime yardım etmeye karar verdim. Benim güçsüz Riko’m. Ona en azından bu sefer yardım etmeye karar verdim, çünkü kendi sıkıntılarımla meşgulken ona destek çıkamamıştım. Karar verdim. Onu kurtarmaya. Onu kurtarmaya, kurtarmaya, kurtarmaya, kurtarmaya, kurtarmaya, kurtarmaya, kurtarmaya. Buna karar verdim, ama—”

O kafasını kaldırdı ve bana baktı.


“—Sen kimsin?”


Nefesim kesildi.

“Riko’yu kurtarmaya karar verdim. Ama—sen kimsin? Söylesene, sen kimsin ya!?”

“…N-Ne diyorsun sen, Nii-san? Ben—”

“Kimsesin. Daha birkaç dakika önce kendin söyledin, değil mi?”

…Söyledim. Onu gerçekten de söylemiştim.

“Aynen öyle. Sen Riko olamazsın. Eğer sen Riko isen, niye tam Kazuki Hoshino’ya benziyorsun? Ama sen Kazuki Hoshino da değilsin. Öyleyse kimsin sen? Söylesene… hiç tanımadığım bir herife niye yardım etmeliyim? Sen zerre umurumda değilsin!!”

Bu yanlıştı.

Bunlar Nii-san’ın gerçek duyguları olamayacağını biliyordum.


“Benim için sen sadece [Kazuki Hoshino]’dan ayırt edemediğim, kız kardeşimin sahte bir kopyasısın!”

Bu sözlerin niyeti beni incitmekti.

Ve kendisini incitmekti.

“N-Nii-san—”


“Kes şunu!” dedi Nii-san, kalbindeki duyguları bastırmak uğruna.

Bana ‘Nii-san’ deme, seni lanet yabancı!!

Böylece kendi kalbini ezdi ve—

“Ah—”

AtashiBenimkini de ezdi.

Nii-san beni kurtarmayacaktı. Çünkü ben Nii-san’ın kız kardeşi değildim. Evet, bu doğruydu. Ben Riko Asami değildim. Öyleyse kimdim? Kazuki Hoshino mu? Hayır. Daha değildim. Bir dakika ya… her şeyden önce, ben gerçekten Kazuki Hoshino olmayı mı diliyordum?

“Ah—”

Gerçekten istediğim şey neydi?

Esasında, belki de bu kutuyu elde ettiğimden beri biliyordum.

Annem ve babam ayrılmadan önceki zamanı hatırladım.

Oldukca mutlu bir aile olduğumuzu düşünmüştüm. Tatillerde, sık sık alışveriş bölgesine giderdik, film izlerdik, veya sınırsız Japon fondü restoranlarına giderdik. Biz öyle bir aileydik. Babam işten geldikten hemen sonra hep odama ziyaret ederdi, bunun üzerine de hep başarısız bir şekilde girmeden önce kapıyı çalması için teşvik etmeye çalışırdım. Annem benim için hep kibar ve şirin bentolar yapardı. Nii-san ile hep kavga ederdim, ama buna rağmen, her zaman birlikte oynardık.

Genel olarak, hepimizin iyi anlaştığını düşünüyordum. Başka aileler gibi sonsuza dek beraber olucağımızdan şüphem yoktu.

Ama bunun hepsi yalandı.

Evim düzenimiz yıkılmamıştı. Daha baştan beri yalanmış.

Onlar bize boşanmadan bahsettiklerinde Nii-san’ın böyle bir şey dediğini hatırlıyorum:

‘Ne güzel. Artık mutlu bir aile gibi davranmamız gerekmiyor. Ve bende bu suçluluk duygularından da kurtuldum.’

Bu sözlerin anlamını hemen kavrayamamıştım. Ama bir süreden sonra anladım. Yani, annem ve babam boşanıyor olmalarına rağmen iyi anlaşıyorlarmış gibi gözüküyorlardı? Neden bana nazikce davrandıktan sonra sakar gülümseme gösterdiler?

Hepsi beni kandırıp mutlu bir aile olduğumuzu inandırmak için sadece bir yalandı. Ama benim için bile değildi—kendi suçluluk duygularını yatıştırmak için yapmışlardı.

O yüzden ‘mutluluğun’ sadece başkalarından çalınarak elde edilebileceğini düşünmüştüm.

Ama gerçekten de çalabileceğin bir şey miydi?

Öyleyse, ne yapmak istiyordum? Bilmiyordum. Hiç bir fikrim yoktu. Sıfır. Bilmek istemiyordum. Kutuya artık sahip değildim, ne de olsa.

Ama şimdilik kaçmalıydım. Kaçmak zorundaydım.

Bu odadın hızla kaçmalıydım. Sadece buradan kaçmam gerekiyordu. O zaman hala kaçabilirdim.

Hızla kaçmaya çalıştım, ama onun yerine tökezledim. Ayağa kalkmak nedense zaman kayıbı gibi gelmişti, o yüzden kapıya doğru yarı-sürüklendim.

Her nedense, ince, güzel bacaklar, bir mankeninki gibi, önüme çıktı.

Yukarı baktım.

“N-Neden—”

Orada duran kişi—Maria Otonashi’ydi.

Böyle zamanlama… olamaz…?! Dönüp Nii-san’a baktım. O başını kollarında tutup kendini etrafındakilerden tecrit etmişti. Nii-san Maria Otonashi’nin yakınlarda olduğunu biliyordu. Beni zaten terk etmeye karar vermişti. Ona geleceğimi bildiği için, çoktan beni Maria Otonashi’ye teslim etmeye karar vermişti.

“—Akıl karı değil zaten.”

Dedi Maria Otonashi monoton bir şekilde.

“Bir insan kendinden kurtulamaz. Yapsan bile, kendin senin peşinden gelirdi. Bunu daha baştan biliyordun. O yüzden kutuya sahip olsan bile kendinden kurtulamıyorsun. Kutunun içerisindeki dileğin ile elde edebileceklerin buraya kadardı. Balçıkta Yedi Gece’yi kullanarak hiçbir şey kazanamazsın. Sen sadece balçıkta daha da derine battıkca çamur yutuyorsun.”

Bayıldığım kişi bunları dedi bana—ona benzeyemeyen kişiye.

Öyleyse ya sen? Sende mi kendinden kurtulduğun için hiçbir şey elde edemiyorsun?

Onun yüzüne baktım. Bakışı bana her nedense kederli gelmişti.

Kaçmam gerekiyordu. Ama nereye? Bu oda sığınabileceğim bir yer değildi, ve Maria Otonashi benim önümdeki yolu engelliyordu. Ben hala yerde sürünüyordum ve hiçbir şey yapamazdım. Hiçbir yere gidemezdim.

Hiçbir, yere, gidemezdim.

“Sana bir soru sorayım. Bunu zaten uzun zaman önce bir defasında sormuştum, ama bana tekrar cevap ver. Söyle bana—”

O sorusunu yöneltti.

“—Kimsin sen?”

Ben—

Ben kim miyim…?”

Bunu asıl ben öğrenmek isterdim.

O her nedense cep telefonunu çıkarttı ve yerde oturan bana uzattı.

“Sana kim olduğunu söyleyim.”

Bu [onun] sesiydi, varlığını ne kadar sarssam da, kişiliğinden şüphe duyman kişinin sesiydi.

[Kazuki Hoshino] soruma cevap verdi.

“Sen hiç kimse değilsin; sen benim tarafımdan yok edilmek için var olan, yalnızca bir düşmansın.”

“Hayır……”

Ben öyle bir varlık değilim.

Ben senin uğruna yaşamıyorum! Sanki öyle bir saçmalık kabul edecektim!

“—Ben Riko Asami’yim!!”

Bunu kabul ettim, ama ardından büyük bir hata yaptığımı fark ettim.

Yani, artık Riko Asami olduğumu kabul ettiğime göre, Kazuki Hoshino olabilmemin imkanı yoktu. Kendime bunu inandıramazdım artık. Kaçış yolum kesilmişti.

Bunu fark ettiğim an—

“Aa, aaaAAAAAAAAAAAAAAAAH!!”

Kutu birden kabarmaya başladı. Kurşun gibi damarlarımdan hızla geçti ve bütün vücudumu acıttı, acyıordu, aah, dayanmıyordum! Yeter, acıyor, dur, biri beni kurtarsın! Çıkartmak istiyorum! Ama çıkartamıyordum, yapamıyorum, yapamıyorum. Kutu benim vücudumun içinde yer almıyordu! Ama öyleyse neden acıyordu? Yeter, yeter yeter!!

“Anladım… Anladım artık, o yüzden, yapma…”

Çünkü kendim dışında kimse olamayacağımı anlamıştım.

Hata yapmıştım. Bu kutudan yanlış dilekte bulunmuştum. Böyle bir vücuda ihtiyacım yoktu. Bu anlamsızdı. Ben… Ben sadece—

“Ben sadece mutluluk elde etmek istedim!”

Ama bu artık mümkün değildi.

Artık bulanmış bir yolda ilerlediğim için, mutluluk artık beni beklemiyordu.

Farklı bir kendi olmakta başarılı olan, kendisine kutu diyen bu kıza yapıştım.

O hatayı bir daha yapmazdım artık. O hatayı bir daha yapmam artık, o yüzden lütfen!

“Kurtar beni!”

4 Mayıs (Pazartesi) 14:00

Garip belki ama görüşümün gözlerimdeki yaşlardan dolayı bulanık olduğunu hemen fark ettim.

O gözyaşlarını sildim, ve önümde Maria’yı gördüm, duygularını bastırıyordu.

 

Utsuro no Hako vol2 clock6.jpg


Önceki Bölüm                                             Sonraki Bölüm

 

Reklamlar

Utsuro no Hako to Zero no Maria Cilt 2 – 4 Mayıs (Pazartesi) – Yeşil Günü” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s