Tanrıların Savaşı 10


Önceki Bölüm                                                                      Sonraki Bölüm


 

Bölüm 10: Bilinmeyenler


Andoret ve adamları adaya varmışlardı. Hepsi sevinç çığlıkları attılar. Ada adeta cennetten bir parçaydı. Yeni doğan güneş ışıkları dinginleşmiş denizin üstüne vuruyor ve inanılmaz bir manzara yaratıyordu. Andoret kuma uzandı ve manzarayı bir süre seyretti. Adamları da kuma çömeldiler ve birbirleriyle konuşmaya, gülüşmeye başladılar. Ancak bu böyle devam edemezdi. Hayatları boyunca bu adada yaşamaları imkânsızdı. Bir çıkış yolu bulmalılardı. Ama her şeyden önce karınlarını doyurmaları gerekiyordu. Andoret adamları etrafına topladı ve neler yapılması gerektiğini anlatmaya başladı.


‘’ Bu adaya ulaşmamız ve canımızı kurtarmamız Tanrı Heingel’in bize bir lutfu. Ancak hala denizlerin ortasında Andromea’nın avucunun içindeyiz. Bu yüzden mücadeleyi asla bırakmamız ve bu adadan kurtulmamız gerekiyor. ‘’


Adamlar bir anda ciddileştiler ve anladıklarını belirtmek için kafalarını aynı anda salladılar.


‘’ İlk önce yiyecek bir şeyler bulmamız gerekiyor. Herkes adaya dağılsın ve bulabildiği kadar yiyeceği gene kumsala getirsin. Anlaşıldı mı? ‘’

 

Adamlar yine aynı şekilde kafalarını salladılar ve teker teker adanın içlerine doğru ilerlediler. 

Andoret adanın içlerine girdiğinden beri yaklaşık 1 saat olmuştu. Elinde 4 tane hindistancevizi vardı. Artık geriye dönmenin en iyisi olacağını düşündü. Eğer biraz daha ilerlerse kaybolması muhtemeldi. Gerçi şimdi bile kendini kaybolmuş hissediyordu. Hiç düşünmeden arkasını dönüp geri gitmeye başladı. Bu sırada dikkatini bir palmiyenin gövdesindeki oklar çekti. Okların ucunda kırmızı bezler vardı. Andoret kaşlarını çattı. Bu adada birileri yaşıyordu hem de silahlı birileri. Birden bir hışırtı duyuldu. Andoret anında arkasını döndü. Daha sonra gözünün önünden bir şey geçti ve bir çatlama sesi duyuldu. Elindeki hindistancevizlerine baktı. Bir tanesine bir ok isabet etmişti ve çatlamıştı. Andoret’in solukları iyice hızlandı. Bu sırada Andoret ensesinde bir acı hissetti. Sanki kendini kaybediyordu. Ayakları tutmamaya ve güçsüzleşmeye başladı. Yere yığıldı ve gözleri yavaşça kapandı. Sanki bedenini durdurulamaz bir uyku hissi sarmıştı.

 

X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X*X


Andoret yavaşça gözlerini açıyordu. Bileklerinde ve ensesinde inanılmaz bir acı vardı. Ellerine bakmaya çalıştı ancak kolları sırtının arkasındaydı ve kollarını hareket ettiremiyordu. Aniden yattığı yerden kalktı. Hafif bir baş dönmesinin ardından gördüğü manzara onu şok etmişti. Bütün adamları elleri kolları bağlanmış bir şekilde karşısında duruyordu. Kendisinin de aynı durumda olduğunu çok geçmeden anlamıştı. Yanı başında ayakta duran adama baktı. Adamın üstünde yırtık pırtık yeşil bir pantolon ve rengi yeşile dönmüş, eskiden beyaz olduğu belli olan bir gömlek vardı. Adam elinde küçük bir bıçak taşıyordu. Andoret adamın yüzüne baktı. Saçları ancak ensesine geliyordu. Pis bir sakalı vardı. Ancak yanık teninden sakalları çok belli olmuyordu. Gözleri ise yeşildi ve sert bakışları vardı. Ama Andoret’e gülümsedi o sırada sararmış dişleri de meydana çıkmıştı. Andoret adamdan iğrendi ve ondan hemen uzaklaşmak istedi ama bacaklarının da bağlı olduğunu fark etti. Adam pis gülümsemesini kahkahalara dönüştürdü ve ardından da sırıtarak konuşmaya başladı.


‘’ Benden iğrendin değil mi? ‘’


Andoret cevap vermedi. Adam ise arkasını dönüp konuşmasına devam etti.


‘’ Korkma. Bende kendimden iğreniyorum zaten. 10 yıl aynı adada, aynı kıyafetlerle yaşamanın insanı nasıl iğrençleştirdiğinin farkındayım. ‘’


Andoretin gözleri açılmıştı. 10 yıl bir adada tek başına yaşamak… Andoret artık adamın deli olduğuna iyice inanmıştı. Bu süre zarfında ve bu şartlar altında keçileri kaçırmamak imkânsızdı. Adam kaldığı yerden devam etti.


‘’ Beni bir deli olarak gördüğünün de farkındayım. Bu gayet doğal… Çünkü ben zaten bir deliyim. ‘’


Adam suratını Andoret’e döndü ve bütün dişlerini göstererek gülmeye başladı. Söylediğinin çok komik olduğunu düşünüyordu. Zira kahkahalarıyla bütün ada inliyordu. Daha sonra kendini toparladı ve ciddi bir şekilde konuşmaya başladı.

 

‘’ Adım Zabro. Bu adanın tek insanıyım. Daha doğrusu insanıydım. Siz gelene kadar… Buraya niçin geldiniz? ‘’


Andoret hikâyeyi başkalarının bilmediğini bildiği için rahattı. Nasıl olsa adam onun dediklerinden bir şey anlamayacaktı.


‘’ Ölüm tacını bulmak için… ‘’


Zabro’nun gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Diğer adamlarda bir şey anlamamışlardı ve meraklı bakışlarla Andoret’i izliyorlardı. Zabro birden elindeki bıçakla adamların kafalarını kesmeye başladı. Hiç kimse ona engel olamıyordu. Bütün adamları tek tek öldürmüştü. Geriye sadece Andoret kalmıştı. Andoret ise korkuyordu. Eli kolu bağlıydı. Ona karşı gelemezdi.


‘’ Ne yaptın sen? O adamlar bizim buradan gidiş umudumuzdu. ‘’


Zabro Andoret’e ciddi bir bakış fırlattı.


‘’ Ölüm Lejyon’u kuralı… Taçtan bir başkasının haberi olduğunda öldür. Şimdi de sıra sende. Tacı ancak Tanrı Muhafızları ve Ölüm Lejyon’undakiler bilebilir. ‘’


Andoret şaşırmıştı. Ölüm Lejyonu diye bir şey daha önce hiç duymamıştı.


‘’ Sen tacı nerden biliyorsun? Ölüm Lejyonu ne? ‘’


Zabro gülümsedi.


‘’ Ölünce bu düşüncelerin hepsinden kurtulacaksın merak etme. ‘’


Daha sonra Andoret’in uzun saçlarından tuttu ve bıçağı boğazına dayadı.

Andoret’in tek bir çaresi kalmıştı.


‘’ Ben Heingel’in Muhafızı Ganhor’un Oğlu Prens Andoret’im. Eğer beni öldürürsen yaşayamazsın. Babam senin canını mutlaka alır. ‘’


Zabro Andoret’i süzdü.


‘’ Üstündeki kıyafetlere ve bakımlı vücuduna bakılırsa prens olduğuna inanabilirim ama beni buna inandırmak için başka bir şey daha lazım. ‘’


Andoret bir süre düşündü.


‘’ Taç. Tacın hikâyesini, her şeyin hikâyesini biliyorum. Bu hikâyeyi ancak Tanrı Muhafızları bilebilir. Babam da bir Tanrı Muhafızı ve bana bu hikâyeyi anlattı. ‘’


‘’ Bu bana sadece seni öldürmem için daha çok sebep veriyor. Kurallara uymak zorundayım. Bir Tanrı Muhafızı ya da Ölüm Lejyon’u üyesi olmadığın sürece hikâyeyi bilemezsin. ‘’


Andoret kendini ölüme hazırladı. Ancak öğrenmek istediği son bir şey vardı.


‘’ Ölüm Lejyon’u nedir? Ölmeden önce bunu öğrenmeye hakkım vardır heralde. ‘’


Zabro bir süre düşündü. Ardından kararını Andoret’e açıkladı.


‘’ Aslında bunu kimseye anlatmam ama sen bir prenssin. En azından diğerlerinden bir farkın olmalı. ‘’

……………………………………………………………………………………………………

 

Arkadaşlar hikaye nasıl gidiyor? Buraya kadar karekterleri tanımak ve hikayeyi sağlam bir zemine oturtmakla geçti. İleriki bölümler de heyecan artmaya başlayacak. Ayrıca 2 gün yeni bölüm olmayacak. Hikaye hakkındaki düşüncelerinizi merakla bekliyorum


 

Önceki Bölüm                                                                      Sonraki Bölüm

 

Reklamlar

Tanrıların Savaşı 10” üzerine 2 yorum

  1. Eğer bir hikayede dram olucaksa, sonlarına doğru olması taraftırıym. Daha karakter isimlerinin yeni yeni ezberlendiğini düşünüyorum öyle bir planım yok 😀 Yarın yeni bölüm yok ondan sonra aynı rutinde bölümler gelir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s