SimbiyoZ – Çocukluk – 3.Bölüm – Eğitime Giriş


İsteyen wattpad üzerinden de okuyabilir. buradan okumak istiyorsanız en azından girip okunma sayısını arttırabilirsiniz ona da yardımcı olur hem. İşte link – Link yazısına tıklamanız kafi 😀 

Yn: Bölümü aslında uzun zaman önce bitirmiştim. Ama anlamadığım bir şekilde kafamda hikayenin gidişatıyla ilgili bir dönüm noktası oldu ve bazı şeyleri gözden geçirmek için bu güne beklettim.

 

 

Eren dışarıda yere oturup annesinin dışarı çıkmasını beklerken yukarıya, gökyüzüne baktı. Dışarıdan bakan biri için sadece gökyüzüne bakan küçük bir çocuk olarak görülebilirdi. Ama, Eren canını acıtan anıların içinde tekrar kaybolmuştu. Ruhunda, ölüp yeniden dirilmiş olsa bile asla temizlenemez bir leke taşıyordu ve bu leke her boş vaktinde içini kemiriyordu. Onu güvensiz ve zayıf biri yapıyor, korkutuyordu.

 

Eren arkasından gelen annesini fark etmeyecek kadar bulanık gözlerle kendini kaybetmişti. Ama annesinin sesini duyduğunda sonunda gerçekliğe dönebildi. Gözlerini gökyüzünden ilk başta istemeden ayırırken sonradan elementler aklına geldi ve hemen heyecanlandı.

 

“Sonunda eğlenceli bir şeyler olabilir.”

 

Annesinin elinde bir kitap vardı. Erenin yanına, yere oturup kitabı açmadan kucağına koydu. Erene bakarak sordu. “Sence bu dünya ne kadar büyük Han, ah pardon Eren?” Yuzu gülümseyerek hatasını düzeltti ve cevabı bekledi.

 

Küçük çocuk biraz düşündü ama kısaca “bilmiyorum” dedi. Gerçekten hiç bir fikri yoktu.

 

“Eren, bu sorunun cevabını bilmemen normal. Çünkü bu sorunun cevabını neredeyse kimse bilmiyor. Mesela şu an köyün merkezindeki kuyuların olduğu yerde bir harita var. O harita sadece şu an yakınımızdaki bazı yerleri gösteriyor ve o haritanın tüm dünyanın 20 de birinden az olduğunu düşünüyorum. Bazıları daha bile büyük bir dünya olduğunu düşünüyor tabi.”

 

Eren eski yaşadığı Dünyanın yüzeyinin yaklaşık 500 milyon kilometre kare olduğunu biliyordu. Bu dünya da eğer orası kadar büyükse annesinin gerçekten doğru bir tahmin yaptığını düşünüyordu. Küçük ve profesyonellikten uzak o küçük haritayı görmüştü. Ne krokisi ne de gezegenin şekline göre ayarlanan enlem ve boylan çizgileri belliydi. Ama tabi Erenin kafasında iyi bir fikir de oluşturduğu için iyi bir referanstı.

 

“Eren, bu dünyanın pek çok bölgesinde farklı türler yaşıyor. Yaklaşık olarak dünyanın 5 de 3 ü canavarlar ve hayvanlar tarafından sarılı durumda. Bize kalan güvenli kısımlarında sadece yarısını dolduracak kadar insan var. İnsanlar geniş bir bölgeye yayılamıyorlar. Güvenlik sebepleri yüzünden insanlar zaten az olan askeri gücünü dağıtıp bir de yeni bölgelere yayılamaz. Bu yüzden Kelewan Krallığı içinde yaşayan bizler bu ormanda huzur içinde yaşayabildiğimiz için çok şanslıyız. Bu köyün yeri ve haritadaki tam konumu sadece aşağımızdaki kasabadaki birkaç kişi tarafından bilinir. Çok fazla insan buraya gelmez, gelenler de şans eseri bulurlar.”

 

“Anne artık şu elementler …-

 

“Eren anlamalısın bunlarda çok önemli şeyler. Ve..” Yuzu oğlunun yüzündeki ifadeyi görünce asıl eğlenceli konuya geçmesi gerektiğini anladı. Daha bu tarz şeyleri anlatmak için çok zamanı vardı.

 

“Tamam neyse. Şimdi senin tüm elementlere yatkınlığın olduğunu biliyoruz. Sanırım yeterince iyi ve rahat bir geleceğin olabilecek elementlerden birinden başlayabilirsin. Başlamak derken elementi kullanmak ve kendini geliştirmekten bahsediyorum. Ve eğer yeterinde gelişirsen en azından bir okula girebilecek kadar gelişebilsen bile bu ülkede fazlasıyla yüksek pozisyonlara çıkman mümkün. Bir ustalık okuluna girebilmek çok zor. Ben zamanında bunu denedim ama yakınımızdaki kasabanın küçük element okuluna bile giremedim. Ustalık okullarına girmek zaten benim için imkansızdı.”

 

Eren biraz merakla sordu, “Ustalık okullarıyla, element okulları arasında ne fark var ki? Ve neden birinin adı büyü okuluyken diğeri ustalık ismine sahip?”

 

Yuzu aklında cümlesini toparlamadan konuşmaya başlamayı seven biri değildi. Birkaç saniyecik bekleyip cevap verdi.

 

“Büyü okulları elementler üzerine hem teorik hemde pratik eğitim verir. Bu bilgilerle ne yapılacağı tamamen kişiye bağlıdır. Kişinin yeteneği olması bu okula girmek için yeterli.

 

“Ama öte yandan Ustalık okulu mükemmel bir Element ustası yaratmaya çalışır. Öğrencilerine hem teorik hem pratik hemde askeri eğitim verir. Öğrencilerinin hem Element Ustalık yolunda ilerlerken her şeyi mükemmel yapmalarını hemde mükemmel askerler olmalarını sağlar.”

 

Eren konuşmadaki bazı kısımları anlamakta zorlanıyordu. “Kişiler yeterince yeteneği olduğu ve birkaç kitabı alıpta çalışarak zaten gelişebilir. Neden okula girmek zorunda kalalım ki?!” Mantığını anlamamıştı çünkü okul kavramını eski dünyasındaki zaman kaybettiren ve yeteneği alıp körelten yerler olarak düşünüyordu. Annesinin devam eden konuşmasına odaklanmaya çalıştı.

 

“Elementler konuşmayı başarabilecek kadar büyüyen her çocuğun ilgisini çeker. Neden çekmesin ki bunun kadar eğlenceli, korkutucu, mükemmel ve dikkat edilmesi gereken pek fazla başka şey olduğunu sanmıyorum. ” Yuzunun gözleri küçük bir tebessümle yere bakıyordu. Erene dikkat etmesini gösterir şekilde elini yere, toprağa koydu. Birkaç saniye orada tutup elini çekti, “Eren oraya dokunur musun?”

 

Eren sağ eliyle annesinin demin dokunduğu yere elini dokundurunca çok şaşırdı. Dokunduğu toprak parçası sıcaktı. Tabi sıcağın pek çok anlamı var. Eren için orası canlılığa ve hayatla sarılı hoş bir sıcaklığa sahipti. Yakıcı değildi ama güçsüz cılız bir ısı da değildi. Eren anlatmaya kalksa doğru sözcükleri bulamayacak bir şeyler hissetmişti. Kafasını annesine çevirdi. Gözleri sorularla doluydu.

 

“Ben senin yaşındayken sadece ışık elementinde 1. seviye olacak kadar yetenekli biriydim. Birinci seviye doğuştan kalan genetik mirasımın ve sunaktaki o yaştaki seviyemin ortak bir göstergesi. O zamanlar asla bu seviyeye gelemem diye düşünüyordum. Ama sayısız sene süren çalışmalarım ve kendi kişisel denemelerimle Elementimle yakınlaşmayı biraz olsun öğrendim.

 

Mesela demin toprağa dokunduğumda vücudumdaki ışık elementinden elde ettiğim ışığın enerjisini aktardım.” Yuzu olabildiğince anlatmaya çalışmıştı.

 

“Peki daha da fazlasını yapabilir misin? Daha fazla ısı mesela?” Eren çok meraklanmıştı.

 

” Toprağın yakıcı derecede bir ısıya çıkmasını istesem bile pek mümkün olacağını sanmıyorum. Bunun için en doğru element muhtemelen ateştir. Benim elementimin yaptığı şey toprağı beslemek ve rahatlatmak.

 

Tabi ben şu an çok aşağı seviyedeyim. Elementlere hükmedebilen kişilerin farklı seviyeleri var. Aynı elemente yatkınlığı olan iki kişinin seviyeleri bile çok büyük bir fark oluşturabilir. Geçmişte karışıklık çıkmasın diye bu seviyeler kesin çıtalarla ayrılmıştır. Benim şu an ki Sunaktaki seviyem sadece 12.

 

Seviyeler 10lu aralıklarla belirlenmiş.”

 

1-10..Giriş seviyesi

 

10-20..Acemi Seviye Element Ustası

 

20-30..İleri Seviye Element Ustası

 

30-40..Usta Element Ustası

 

40-50..Asilzade

 

50-60..Lloyd

 

60-70..Hükümdar .

 

..

 

 

….

 

Eren meraklı gözlerle her şeyi dikkatle dinleyince Yuzu da kesmeden devam etti. “Ben yaşıma göre oldukça acemi olsam bile seni kısa sürede yeterli seviyeye çıkarabilecek kadar şey keşfettim. Normalde element eğitimiyle ilgili bilgiler çok değerli ve pahalıdır. Bende orda burda keşfettiğim her şeyi bu teorik kitabın üzerine not ettim. Temel ve sadece genellemeler yapan teorik kısımları okuyup, sonrada benim notlarımı okuyabilirsin. Özellikle bazı herkeste işe yaramayan teorik bilgilerde de düzeltmeler yaptım ve benim yaptığım düzeltmeler ilerde çok işine yarayabilir. Ama bunun için önce okuma yazma öğrenmelisin. Şu andan itibaren sana her gün 1 saat ders vericem.”

 

“Ve en önemlisi. Eren hangi elementi kullanmak istiyorsun?”

 

Gününün hatta belkide yeni hayatının en heyecanlı anını yaşıyordu. Eren bu anın bir dönüm noktası hatta yeni hayatındaki belki de kendine yön verdiği ilk an olduğunu anladı.

 

Element seçmek!

 

Önce aklına son hava bükücüden Aang i getirip, havayı düşündü. Ve sonra tabi ki ateşi ve sonrada adı bile esrarengiz olan Karanlık elementini. Aslında ne olduğunu hiç duymadığı mental de vardı. Gerçi muhtemelen zihinsel bir şeydi ama genede ilgi çekiciydi. Ama sonra annesine sordu. “Anne zaten Elektrik elementinde 2. seviyeyim onla çalışmak daha kolay olmaz mı?”

 

Annesi endişeli gözlerle bakıp inada bindirmeden Ereni nasıl vazgeçirebileceğini düşündü. Yanlış tek bir cümle bile kurması, oğlunu elektriğe bağlanmaya itebilirdi. Sonuçta karşısındaki küçük bir çocuk olunca hiç bir şeyi riske atamazdı.

 

“Bence elektriği şimdilik düşünmeyelim. Elektrik elementi diğer tüm elementler içinde kullanıcının vücuduna da zarar veren tek elementtir. Normalde Element Ustaları korkmadan elementleri üzerinde çalışabildikleri için antremanları hız kesmeden devam edebilir. Ama Elektrik için işler daha farklı. Sadece antreman yaparken bile tek bir yanlış adımda kendini öldürmüş, sadece yakın köylerde bile onlarca kişi var. “

 

“Üstelik sadece karşılaştırma yapmak için söylüyorum, ateş elementi için gerekli olan bir bilginin fiyatı ve değeri 1 altınsa Elektrik için olanlar en az 100 dür. Elektrik konusunda uzmanlaşmış neredeyse hiç element ustası yok. Olanlarda neden kendi kişisel bilgilerini paylaşsın. Bu yüzden tüm elementler arasında en az geliştirilme imkanı olan elektrik. “

 

Eren hafiften ısrar edicek gibi olsa da aklına önemli bir soru geldi, “Birden fazla elementi aynı anda öğrenemez miyim?”

 

Yuzu tam uzman olmadığı konulara kaymış konu yüzünden biraz düşünüp sonra cevap verdi, “Ben daha önce birden fazla elementte ustalaşmış kişiler duydum ama onlar 2 veya en fazla 3 elementte ustaydılar. Şimdilik tek birine odaklanmak en mantıklısı. Her elementte elle tutulur seviyeye çıkmak bile seneler alır. Bu yüzden elektrik gibi vücuduna zarar verebilecek bir şeydense daha iyi bir seçim olarak Su veya Ateşi seçmelisin. Teorik bile olsa eğitim kitaplarını alabilmemiz için en yaygın ve ucuz olanlardan başlayıp sonrada gelişmeliyiz. “

 

Eren annesinin gözlerindeki sakin ama kararlı bakış yüzünden Elektriği şimdilik arka plana atıp diğerlerini düşündü. Aklında pek çok seçenek olsa da en sonunda toprakta karar kıldı. Aklına parlak bir fikir gelmişti. Ve bu element zımbırtısı beklediği şekilde gelişirse çok acayip planlarını gerçekleştirebilir hatta bu dünyada deli olarak görülse de ünlü bile olabilirdi.

 

“Anne Toprak nasıl peki?” Gülümseyerek sormuştu çünkü daha toprak kelimesini duyduğu an annesi onaylayan bir bakışla bakmıştı.

 

“Benim ışık elementimin temeli çoğunlukla kullanıcının yeteneği ile bağlantılıdır. Toprak ise tam tersi büyük oranda kişisel çalışmayla hızlıca gelişebilen muazzam bir element. Bence doğru bir seçim oldu.”

 

” O zaman ne zaman ve nasıl çalışmaya başlarız?” Eren anında sordu. Ve daha aklında sormak istediği tonla sorusu vardı. Mesela Sunakta “Irk” kısmının devamında yazan şeyler gibi. Gene de daha zamanı vardı.”2 yaşında olarak çok meraklı davranmak ne işime yarar ki?”

 

Kendini sakinleştirip bazı konuları zamana bırakmaya karar verdi.

 

O sırada da Yuzu kafasını eğip Erenin vücudunu inceledi. Henüz çok ufaktı. Parmak fonksiyonları ve eklem yerleri çok zayıftı. Erenin normal olmayan vücut kontrolü ve aşırı gelişmiş beyni bile bu ufak çocuğun çok küçük olduğunu fark eden Yuzu için yeterli ve dayanıklı gelmemişti. “Büyümeden acele etmemeliyiz. Çok yetişkin edasıyla konuşuyor ve bazen onun 2 yaşında olduğunu unutuyorum. Buna kapılıp acele ederek ona zarar veremem.” içinden kararını vermişti.

 

“Eren önce teorik kısımları çalışırız. Ve zaman geldiğinde zaten sana diğer insanların normalde sahip olmadığı pek çok şey öğreticem.” Yuzu gülümseyerek Ereni yavaş bir şekilde başlamaya kabul ettirmeye çalıştı.

 

Yuzu gülümsüyordu. Elindeki kitaba senelerce not ettiği şeylerin sayısı onlarca değil yüzlerce değil belki binlerceydi.

 

O gün Eren ile elementler hakkında daha derinlemesine konuşurken çok mutlu hissediyordu.

 

 

Bir sene sonra..

 

6 yaşına girmesine az kalmış küçük sarı saçlı çocuk, köyün meydanında oturmuş eline bakıyordu. Israrla sağ elini havada tutarak bir şey deniyor ama birkaç saniye bekledikten sonra yapamıyor gibi yüzünü buruşturuyordu. Köyün meydanında yan yana duran 2 kuyunun tam ortasına oturmuş, etrafı izleyen Ereni fark etmedi. Erenin tam yanından geçip dikkatini çektikten sonra birde önünde ayakta durup elini sallayarak bir şeyler yapınca Erenin bile merak etmesine sebep oldu.

 

Eren bu çocuğun adını biliyordu. Sunakta kendiyle birlikte sınamaya girmiş Dan dı. Ve görünüşe göre kendi kendine yaptığı şey sonuç vermeyince sinirle uzaklaşmıştı.

 

Eren çocuğun ne yapmaya çalıştığını anlamasa da şüphelenmişti. Büyük ihtimalle miras aldığı ışıkla elinde enerji toplamaya çalışıyordu. Ama Eren çocuğun çok yanlış yolda olduğunu bilerek güldü. Yüzünde kısa zaman önce nasıl yapılacağını öğrendiği bir kendini beğenme ifadesi vardı. Kolundaki kahverengi taştan bilekliğe baktı ve hemen ardından ayağa kalkıp nehrin yanına gitti.

 

Demin kuyuların arasında gizlice meditasyon yapmak için oturmuştu. Annesi yakalamasın diye çok dikkat ederken de uyuya kaldığını anladı. Eğer şu Dan onu uyandırmasa günlük gizli eğitimi çöpe gidebilirdi.

 

Nehrin yanına gelip olabilecek en sakin yerde oturdu ve bacaklarını bağdaş olarak bağladı. Derin nefesler alarak düşünmeden orada oturmaya başladı.

 

Tabi düşünmemek baya zor bir şey. Özellikle aklındaki her şey dışarı çıkmak için çırpındığı bir çocuksanız bu tarz eğitimler sadece zaman kaybıdır. Ama bunları zaten Yuzu oğluna söylemiş ayrıca da onu uyarmıştı. “Eren, şu an vücudun bunu kaldırabilecek kadar güçlü değilken meditasyon veya elementsel tekniklerle uğraşma. Şu an için sadece teorik her şeyi öğrenmen ve benimsemen lazım.

 

Eren mantıklı gelse bile vücudunun zaten uyumlu olduğuna inandığı elektriği kullanabilmek istiyordu. Gözlerini kapattı ve yaklaşık 1 ay önce keşfettiği şekilde karnını sıkarak konsantre olup bekledi. Nefes alış verişindeki bazı farklılıklar bile beklediği hissin gelmesini yavaşlatabilir ya da hızlandırabilirdi.

Sonunda beklediği hissi karnını biraz serbest bırakıp daha derin nefes aldığı bir ara yakaladı. Vücudunu aynı pozisyon ve nefes düzeninde tutup sağ elindeki yumruğu gevşetti. Yavaşça avuçları yukarı bakacak şekilde dizinin üstünde elini açtı. O an gözlerini açtığında sağ avucunun ortasından başlayıp yüzük parmağına doğru hareket eden küçük bir ışık görünüyordu.

 

Eren ilk defa gözle görülür bir enerji salınımı yapmayı başarmıştı.

 

O kadar küçük bir ışıktı ki ne olduğu bile sadece çok dikkatli bakıldığında görülüyordu. Ama son bir ayda denediği sayısız seferde gözler bile görülemeyen küçük enerjileri düşünürsek bu gerçek bir başarıydı.

 

Eren hafifçe gülümseyip aynı şekilde nefes almaya devam ederek bu enerjiyi daha çok nasıl çıkarabileceğini düşündü. Annesi teorik olarak meditasyon ve temel nefes eğitimleriyle ilgili çok şey öğretmişti. Ama bunlar çok temel ve üstünkörü anlatılmıştı. Çoğunlukla da toprak elementi için eğitim alınca Eren ne yaptığı hakkında fikri olmadan oturmaya devam etti.

 

Gözünü kapattığında daha iyi konsantre olduğunu bildiğinden gözleri kapalı nefes almaya devam etti. Bir süre geçince etrafındaki kuş ve cırcırböceği sesleri kulaklarında yankılandı. Nefes aldığı polen ve çiçek kokuları burnunu doldurdu. Hafifçe esen soğuk bir rüzgar tenini okşarken Eren etrafındaki her şeye odaklanıp kendini unuttu. Gittikçe bilincini umursamadan bilinçsizliğe kapıldı.

 

Eren fark etmeden ilk defa meditasyon durumuna geçmişti.

 

Açık gökyüzünün altında direk olarak toprağın üzerinde o şekilde otururken hem rahatladı hemde anlamadığı şekilde doğru birşeyler oluyormuş gibi hissetti. Sağ avucunu bile kapatmak yada avucundan çıkan enerjiyi kesmek aklına gelmemişti. O anlarda düşünmüyor, fark etmiyor sadece nefes alıyordu.

 

Eğer gözlerini açıp sağ avucuna baksa tüm parmaklarını saran hareketli bir enerjinin yavaşça mavimsi bir renkte kıpırdandığını görebilirdi. Bu enerjinin rengi bazen bir anda nötrleşip rengini kaybederken bazen de mor renge bürünüyordu. Açıkça kararlı tek bir rengi yok gibiydi. Hatta Erenin sol yumruk yapılmış elinde bile aynı enerji hafifçe görünüyordu.

 

Eren birden uzaktan gelen bir patlama sesiyle kendine geldi. Şok yüzünden vücudundaki enerji akışı durmuş ve ellerindeki enerji kaybolmuştu. Eren ayağa kalkıp köye doğru yöneldi. Köprünün ordaki yola girince köyün merkesine doğru bir adamın yerde oturduğunu gördü. Saçlarından ve üstünden hafif bir duman çıkıyordu. Kulaklarına kadar inen kahverengi saçları ve göğsüne kadar inen kırlaşmış sakalları vardı. Yüzünde neyin yanlış gittiğini bilmeyen birinin şaşkınlığı görünüyordu.

 

Aslında Eren bu yaşlı adamın şaşkın halini görünce ister istemez gülmeye başladı.

 

Adama yaklaşan başka insanlar olsa da en yakında Eren vardı. Yaşlı adamın yanına gidip merakla sordu,

 

“İyi misin? “

 

Adamın bakışları önündeki küçücük çocuğa kaydı ve ister istemez gülümsedi.

 

” İyiyim iyi olmasına da az daha başaramıyordum. Burası Tatsuna nehrinin üstündeki Sisna köyü mü?”

 

Eren kafa sallayarak onayladı. Adamın yüzündeki ifadenin iyice keyifli hale gelmesini tam anlayamadı. Adam bir süre sonra hızını alamamış gibi birde kahkaha atmaya başladı ve kendi kendine konuştu.

 

“Başardım be. Sonunda ışınlanmayı çözdüm.”

 

…! Eren şok içinde olduğu yerde donakaldı. “Işıklanmak mı?!”

 

*”Büyü okulu” terimi “Element okulu” olarak değiştirildi 🙂 “*

Reklamlar

SimbiyoZ – Çocukluk – 3.Bölüm – Eğitime Giriş” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s