SimbiyoZ – Çocukluk – 2.Bölüm – Bileklik


İsteyen wattpad üzerinden de okuyabilir. buradan okumak istiyorsanız en azından girip okunma sayısını arttırabilirsiniz ona da yardımcı olur hem. İşte link – Link yazısına tıklamanız kafi 😀 

Karanlıkta akan suya bakan Eren, tüm köy halkı önlerinde köye dönerken ve özellikle dedikodu yaparken annesinin kucağında evine dönüyordu. Dedesinin arkasından kendine gülümseyerek baktığını görmüyordu. Demin olan şeylerden sonra;

 

“Muhtemelen iyi bir sonuç aldım ama annem neden bana garipliği sormadı.” Erenin içi rahat değildi. Aslında içi içini yiyor rahatsızlıktan kalbi korkuyla titriyordu. Çünkü o taşın üstünde yazan isim Eren Han Kugyo idi. “EREN!” Yazmıştı. Ve annesi de tabi ki fark etmişti.

 

Eren kucağında yattığı annesini çok seviyordu. Onun bu dünyada öz annesi olmadığını anlıyor ama çok ta fark edeceğini düşünmüyordu. Zaten eski dünyasında bir anne bırakmıştı ve önemli olanın kendini seven bu insanın hisleri olduğunu anlamıştı. Ve şimdide uyuyor numarası yapmasının sebebi buydu. Eğer annem bana adımın neden Eren yazdığını sorarsa ne derim?!

 

Nasıl anlatıcam?

 

Aklında annesi gerçeği öğrenirse olacaklar vardı.

 

“Acaba beni artık sevmez mi?”

 

” Beni sokağa atar mı?”

 

Eren çok endişeliydi. Sevilmenin ne olduğunu bile yeni öğrenmeye başlamış biriydi o. Bir annenin çocuğunu asla bırakmayacağını bilse bile emin olamıyordu. İlk defa sevildiğini hissetmişken bunu kaybetmek istemiyordu. Ve stresli Eren, evi olarak benimsediği köyün köprüsüne yeni vardıklarında gerçekten uykuya dalıp annesinin omzunda kendini saldı.

 

O gece annesinin kokusu ile sarmaş dolaş halde uzun zamandan beri görmediği kadar güzel rüyalar gördü.

 

Annesinin omzuna başını dayayarak yatmış olan Eren, dedesini göremiyordu. Ama Dedesi düşünceli şekilde Erene bakıyordu.

 

Torununun doğal element yatkınlığına sahip olduğunu gördüğünden beri pek çok şeyin üzerine kafa yormuş ve düşüncelerinin içinde kaybolmuştu. En çok üzerinde düşündüğü şeyse Erenin temel eğitimini almadan köyden uzaklaşmaması gerektiğiydi. Eğer çok erken uzaklaşıp kasabada veya bir şehirde eğitim almaya giderse asla kızı Yuzu gibi iyi biri olamaz, terbiye ve sevgi eksikliği olan kötü biri olabilirdi.

 

Yaşlı Yang daha önce gerçekten kalabalık şehirlerde bulunmuştu. Aslında 20 sene önce bu köye gelip yerleşmeden öncesinde hep dış dünyada büyük şehirlerde yaşamışken bu yaşlı adam 20 senedir Gwandi köyünde yaşamıştı. Köydekilerin saflığı ve köyün aşırı huzuruna kendini kaptırmış ve neredeyse bir Gwandi ye dönüşmüştü.

 

Dışarıya güvenmiyor, aslında biraz da korkuyordu. Yaşlı biri olarak çok fazla kötü şey görmüştü. Kafasındaki köyün dışına karşı olan ön yargılar da, Erenle ilgili düşüncelerinin bu kadar naif ve saf olması da bu yüzdendi tabii.

 

Kafasını kaldırıp yukarıdaki yeni çıkmış Ay’a baktı. Saat 6 civarlarında olmalıydı. Yuzuya seslendi.

 

“Ben biraz gezicem. Merak etme”

 

Yaşlı adam Yang, arkasına dönüp köprüden geriye yeniden geçti. Yukarı tarafa doğru çıkmaya devam etti. Sunağa girmek için olan ağaçların arasındaki aralıktan dönüp yürümeye başladı.

 

“Sunak”

 

Sunakların çok özel şeyler olduğunu ve Tanrı Atlasın elinden çıktığını söyleyen Yönetici Munmer’i O da dinlemişti. Ama aslında gerçeği biliyordu. Bu sunaklar oldukça yeni şeylerdi. Kökenleri birkaç yüz yıl önceye dayanıyordu. En fazla bin sene. Bunu küçükken ailesinin sahip olduğu kütüphanedeki eski bir kitapta okumuştu. .. ..

 

Şimdi geçen o kadar seneden sonra küçük bir çocuk olduğu zamanlar gözünün önüne gelince kalbinde küçük bir tekleme oldu. Garip ve soğuk bir his kalbini kaplayıp yaşlı adamın kötü hislerini derinleştirdi. 62 yaşındaydı. Ne genç nede orta yaşlı denebilirdi artık! Ama zaman ne de hızlı geçmişti böyle!

 

“Ahh!”

 

Kalbi ağrıyordu. “Eskiden beni korkutan bu ağrılara alışmak bile artık yaşlandığımın göstergesi zaten” kendi kendine fısıldadı.

 

Sunağın içine girip köydeki kimsenin yapmayı düşünmeyeceği ve aslında bilmediği bir şey yapmak için taşın yanına gitti. Bu yapacağı şeyi büyük şehirlerdeki sunaklarda da yapabilirler mi emin değildi.

 

Sunağın olduğu yerden hala içeri giren hafif ay ışığıyla, içerideki alana baktı.Önce birileri olmadığından emin olmalıydı. Emin olduktan sonra da nazikçe seslendi. Kafasını eğip yerdeki taşa doğru;

 

“Atlasın Mirası olan Sunak. Açıl !”

 

Söylediği kelimeler kendi için yabancı ve esrarengiz bir dilde söylenmişti. Ama tabi Eren o an orada olsa bu kelimenin kendi eski dilinden olduğunu bilirdi. Ama bu adamcağız seneler önce keşfettiği bu gizli sözü ve yapabildiği tek bir şeyi biliyordu. Bu kelimede zaten o eski kitapta yazan tek önemli şeydi.

 

Yaklaşık yirmi saniye geçince, içeride sunağın girişi olan yerin tam karşısındaki yerde, bitişik ağaçlar yavaşça kıpırdandı ve aynı sunak girişinin kopyası bir tünel oluştu. Görünüşe göre dümdüz ve hafifçe aşağı eğimli giden bir başka koridordu.

 

(Yang) Koridorda ilerleyip, yaklaşık 300 metre aşağı eğimli yolda yürüdü. Bir anlığına kapkaranlık yerde hafiften ürperse de seneler boyu buraya sık sık geldiğinden çok ta korkmuyordu. Artık toprağın altında duvarları tamamen toprak ve kalın köklerden oluşmuş bir tüneldeydi. Oldukça korkutucu ama ışık olduğu zamanlarda etkileyici ve göz alıyı bir şeydi. Aynı deminki sunak odasının duvarları ve özellikle çatı kubbesi gibi bu yerin altında ilerleyen tünel insan elinden çıkamayacak kadar mükemmel gözüküyordu.

 

Yaşlı Yang ileride çok az gözüken odaya girdi. 10 kat daha büyük başka bir kayanın olduğu, daha eski başka bir sunak odasına girmişti. Bu yukarıdakinin neredeyse tıpatıp aynısıydı ama burası çok daha büyük bir gri kayaya sahipti.

 

Tabi birde kayanın etrafında, kızı Yuzunun sahip olduğuna benzer bileklikler vardı. Yaşlı adam 17 sene kadar önce ışık elementine meyilli olan kızı için burayı bulmuş ve ona bir bileklik vermişti. Kızı Yuzu, ışık elementine yatkın biri olsa da asla yeteneğini geliştirememiş ve başlangıç seviyesinin ötesine çıkamamıştı. Bu yüzden ona yeteneğini daha rahat kullanma imkanı veren bu bilekliklerden vermek hayatı boyunca yaptığı en gurur verici şeydi. Geçen onca seneden sonra kızı şu an köyün şifacısıydı. Köydeki herkes ona çok güveniyor ve onu önemsiyordu.

 

“Han! “

 

Artık bir erkek toruna da sahipti. Şimdi Eren içinde bileklik almayı planlıyordu. Birkaç adımda yanına vardığı devasa ve gri kayanın etrafını saran toprakta, sırayla bir sürü bileklik vardı. Hepsi farklı boyutlarda, şekillerde ve renkteydi. Işık elementi için olan kızınınkinin tıpatıp aynısı olan 2 bileklik vardı. Birini aldı ama diğerine dokunmadı.

 

O muhtemelen torunundan önce kanını akıtan Dan isimli 4.5 yaşındaki çocuğa aitti. Ama onun bilekliği hariç geri kalanların hepsini toplayıp iç cebine doldurdu. Erenin hakkı olanlar tabi ki torununa gitmeli diye düşünüyordu.

 

Yarın buraya gelse bu yerde kalan bilekliğin aynı yerinde olmayacağını biliyordu. Bu bilekliklerin sadece yukarıdaki taşa kan akıtıldığında ve element yatkınlığı olanların kanıyla burada ortaya çıktığını da biliyordu. Ama nasıl olduğunu veya sebebini hiç anlayamamıştı.

 

Aslında bu büyük sunağın nasıl bir gücü olduğunu da bilmiyordu. Birkaç sene önce bir kazmayla bu büyük kayayı kırmaya çalıştığında bile kayaya hiç zarar verememişti.

Şimdide senelerdir öğrenemediği şeyi ümit etmekten vazgeçmiş şekilde, çok oyalanmadan karanlık odada arkasına döndü ve koridorda geriye doğru yürüdü. Kapkaranlık yerde sıkıntısız durabilecek kadar çok o odayı ziyaret edip zaman geçirmişti. Onlarca değil yüzlerce değil belki binlerce kez bu odaya gelmişti. Ama Kelewan Topraklarında bulunan küçük bir bölgenin, küçük bir şehrinin, küçük bir köyünde bulunan Sunaktı burası. Muhtemelen Sunakların gerçekte nasıl bir gizemi olduğu bir yerlerde olsa bile, bu bilgi böyle ücra bir köyün sunağında olmazdı.

 

Ne kadar gizemli gelse de Yang bu sunağın her santimini incelemekle 15 seneden fazla zaman geçirmişti. Ve artık bu gizemler ve bilgiler için çok yaşlı olduğunu kabul etmeliydi.

 

Biraz sonra, evinde torununun yanına yattığında, yanında getirdiği bilekliklerin varlığıyla çok mutlu hissediyordu.

 

 

Soğuk ama güneşli bir sabah..

 

Eren her zamanki gibi sabah saat 5 te kalktı. Annesi uyanana kadar bir saat kadar dedesinin yanındaki yatakta uzanarak düşüncelere daldı.

 

Aklında bazen değişik hayaller kurarak, uçtuğunu ya da bir kahraman olup insanları kurtardığını düşünüyor bazen de ölüm anını düşünüyordu. Ne iyi ne de kötü olan bu hayalleri ve düşünceleri zaman geçirmek için birebir, iyi hissetmek için de kötüydü.

 

Eren hep elde edemeyeceği şeyleri hayal ettiği için kötü hissetmişti. Gerçi o an 2 yaşında bir bebek olarak pekte bir seçme şansı yoktu ama ilerde daha az düşünmeye karar verdi.

 

Sonunda sıkılıp annesinin yanına gitti. Üç kişinin beraber uzandığı yer yatağının hemen sağ tarafında annesi bir melek gibi gözüküyor ve tapılası yüz hatları mutlu bir şeyler varmış gibi gülümserken muhtemelen iyi bir rüya görüyordu. Eren yavaşça annesinin vücuduna yaklaşıp sırtını annesinin karnına yaslayarak oturmaya başladı.

 

Tam tekrar düşüncelere dalıcakken annesinin yüzüne bakıp sıçradı. Kendi kendine konuştu, “Ona anne diyorum, onu anne olarak kabul ediyorum ama daha gerçek ismimi bile bilmiyor. Bu beni büyüten kişiye karşı haksızlık.”

 

“Anne”

 

Yavaşça annesini dürterken hafifçe seslendi. Dedesinin uyanmaması için dikkat etti.

 

“Anne”

 

İkinci seslenişiyle annesi gözlerini aniden açtı. Yüzünde şaşkınlık vardı ama Ereni görünce hemen toparlandı.

 

“Efendim, Han.”

 

Eren annesiyle acil olarak pek çok şeyi konuşmazsa iyi hissetmeyeceğine emindi.

 

“Anne, sana söylemem gereken şeyler var. Özellikle benim adımın taşta farklı olmasını anlatmak istiyorum.”

 

Annesi sanki bunu yeni fark etmiş gibi bakıyordu. Yeni uyandığı için ilk birkaç saniye tam olarak takip edemese de söylenen her şeyi anladı.

 

“İsmin mi?” Genç kadın, taşta Erenin özelliklerine odaklanınca geri kalan her şeyi unutmuştu. Hatta bir süre nefes almayı bile kesmişti.

 

Ama Erenin dediği şeyleri bitirmesi için konuşup araya girmedi.

 

“Anne ben garip biriyim biliyorum. Sana sebebini tam olarak anlatamasam da ya da bende tam bilmesem de …şey.. ben ismim olarak Eren i kullanmayı seviyorum.” Eren hemen ardından kısaca taşın üstünde yazan ismin farklılığını özetledi. Annesinin fark etmediğine inanamıyordu. Gene de içinden geçenleri söyleyebildiği için mutluydu.

 

Şaşkın bakışlı kahverengi gözlü kadın, oğlunun diğer çocuklardan farklı olduğunu biliyordu. Ve o da oğluna bir şeyler söylemek zorunda hissetti kendini. Nede olsa oğlu çok zeki ve gerçeği hakedecek kadar da iyi biriydi.

 

“Oğlum bizim sana nasıl seslenmemizi istersen sana öyle sesleniriz. Sunağın da zaten senin ismini tam olarak yazmasının sebebi senin kalbinde hem Ereni hemde Han ı kullanmak istemendi.

 

Oğlunun rahatlamış yüzüne bakarken onu ne kadar sevdiğini bir kez daha fark etti. Ve söylenmemiş bazı gerçekleri söylemek istedi.

 

” Sana önemli bir şey anlatmalıyım…”

 

“Bundan tam 2 sene önce yeni diktiğim birkaç fidanı sulamak için suya ihtiyacım vardı. Köyün çıkışında olduğumdan nehre gidip su doldururken nehre düştüm. Karşı kıyı…..”

 

Yuzu evlat edindiği bu Eren isimli çocuğa, onun (biolojik)asıl annesini nasıl bulduğunu, evine taşıdığını ve Ereni doğurtturduğunu anlattı. İyileştirme ve sağlık bilgisi köyde en fazla olan kişi olarak genç bir kız olsa bile doğum yaptırabilmişti. Ve Erenle doğduğu gece sabaha kadar ilgilenmişken sabaha karşı yatıp tekrar uyandığında kadını bulamamıştı.

 

“…Kısaca annen seni doğurduktan sonra bilmediğim bir sebepten kayboldu. Bende seni çok tatlı buldum ve kendi çocuğum gibi sahiplendim. Gerçek annen bembeyaz saçlara ve muazzam bir çehreye sahipti. Uzun boylu, çok güzel..- Yeter anne!” Eren araya girdi.

 

“Senin gerçek annen diyip durman hoşuma gitmedi. Benim annem sensin ve ne olursa olsun bu gerçek değişemez. Ben sadece bugün benden şüphe etmemen için isim konusunu açtım. Ama şunu bil ki sen benden vazgeçmediğin sürece ben de senden asla vazgeçmiycem. “

 

Küçük çocuk çok soluksuz kalmıştı. 2 yaşında bir bedende normal bir yetişkin gibi konuşmak oldukça zordu. Bu yüzden biraz soluklanmak zorunda kaldı.

 

Birkaç dakika sonra anne oğul kalkıp kahvaltı hazırlamışlar, Dede Yang ı uyandırıyorlardı. Eren artık bahçeye çıkabildiği için arka bahçeye gidip çok küçük bir alana dikilmiş yeşil soğanlardan birkaç tane kopardı. İçeri girdiğinde annesi çoktan kızıl lotus ekmeğinden getirmişti.

 

Eren geçen bir sene içinde Kızıl Lotus un ekmek yapmak dahil, baharat, çeşni ve ilaçlarda kullanılabilen bir çeşit buğdaya benzer bitki olduğunu öğrenmişti. Ama buğdaya benzetse de bu bitki çok soğuk havaları seviyordu. Genellikle senenin 8-9 ayı sıcak olan bu köyde tarım konusunda çok iyi olmalarına rağmen ve çok boş araziye sahip olsalar da çok fazla Lotus üretilemiyordu.

 

Eren kahvaltıya tam başladıklarında bir gün önce o sunaktaki taşta yazanların anlamını sordu. Annesi ve Dedesinin gözleri parlamıştı.

 

Birbirlerine bakıp hangisinin anlatacağına karar verircesine bakıştılar. Ama sonunda kazanan babasının biricik kızı Yuzu olmuştu. İhtiyar Yang kızına karşı zaten hiç kazanamıyordu.

 

Yuzu oğluna bakıp kısaca “karnımızı doyuralım evin önüne çıkarız ve o zaman detaylıca konuşuruz” dedi.

 

Aslında hemen geçmiş olan 15 dakika Eren için kolay geçmemişti. Daha önce merak etmiyorken hiç umursamamıştı ama şimdi delirecek raddede o elementlerin ve ırk bilgisinin ne anlama geldiğini öğrenmek istiyordu.

 

Ama sabırlıydı. Kendini zorlayarak bekledi….

 

 

(yn:normalde yazı dilinde “vazgeç-me-ye-ce-ğim” yazmam gerekir ama bu kitapta “okunduğu gibi yazma” denen bir şeyi deniyorum. (vazgeçmiycem)

 

Bu yüzden “deyip”> yerine “diyip” tarzı, kelimeleri okunduğu gibi yazıcam :D)

Reklamlar

SimbiyoZ – Çocukluk – 2.Bölüm – Bileklik” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s