SimbiyoZ – Çocukluk – 10.Bölüm – Güneydeki Kral


İsteyen wattpad üzerinden de okuyabilir. buradan okumak istiyorsanız en azından girip okunma sayısını arttırabilirsiniz ona da yardımcı olur hem. İşte link – Link yazısına tıklamanız kafi 😀 

*”Bölüm Alp Öküzcüoğlu arkadaşa adanmıştır. Aslında onun söylediği şarkı başkaydı ama üstteki şarkıyı Alp in şarkısını ararken buldum. Ve ayıptır söylemesi kıza aşık oldum 😀 İzleyen anlar zaten. İyi eğlenceler…

 

.

 

.

 

GüneyQīngzhi Bölgesi -Merkez Karakollardan Biri

 

Gürültülü bir uğuldamanın ardından sanki bir kızın boğazı sıkılarak çıkarılmış gibi garip bir ses yankılandı. Razzal çölünün ortasında çok sayıda bulunan vahalardan birinin yanına kurulmuş güvenliden çok rahat bir karakolun tepesiydi.

 

Aslında demin çıkan ses işaret verme görevini yerine getiren bir gözlemciden çıkmıştı. Bu gözlemciler sınırda bekleyip her türlü yaklaşan tehlikeyi fark etme işiyle hareket eder ve yüklü maaşıyla senede sadece 3 hafta eve dönme iznine sahip olurdu.

 

Ama yanlış anlama olmadan söylenmeli ki bu adam o an işaret vermek için değil can havliyle ölüm öncesi anına özel bir çığlık atmıştı. Yüzünde korkudan bile daha çok yayılmış duygu olan şaşkınlıkla ölümüne inanamıyor gibiydi. Bu yüzden düşünmeden can havliyle çığlık atıp hayatta kalmayı ummuştu. O an ne imparatorluk ne de insanların güvenliği, hayır sadece o anki ölümü önemliydi. Ve bir anlık çığlığı zaten çöle uzanan kulenin yakınlarında kimse tarafından duyulmadı. Basit bir ruhun bir anda yok oluşu hiç bir farklılık yaratmamıştı.

 

Qīngzhi bölgesi insanların yaklaşık bin sene önce elde ettiği en büyük kara parçası olarak büyük bir öneme sahiptir. Bölgenin 4 farklı yönünde durmadan gidersen 4 farklı krallığa ulaşır ve büyük insan topluluklarına ulaşabilirsin. Ayrıca krallıkların beraber oluşturdukları en büyük gizem ve kuruluş olan Qīngzhēnsì sarayı da bu bölgenin tam ortasındadır. Tabi bu gölgenin toprak üstündeki alanı 20 milyon kilometre kare kadar olduğunu belirtince de önemi hiç te az değil. Neredeyse Tüm insan ıygarlığı bu gölgenin içinde kısılmış yaşamaktadır.

 

Sene 3479 da- gözlemcinin olduğu Güney Qīngzhi bölgesindeki karakoldaki tüm insanlar anında öldürüldüler. İlk başta gözlemcinin küçük çığlığını duyamayan karakoldaki en aşağı yüzbaşı rütbesinden başlayan tüm askerler aynı gün hayatlarını kaybetti.

 

Karakolun tam yeri Güney Qīngzhi nin tam merkezindeydi ve aslında sadece süs olarak yapılmış gibiydi. Tam en güneydeki sınır bölgelerinde yer alan karakollardaki askerler, malzemeler ve askerlerin dikkati tabii farklı seviyedeydi. Ama bu karakol çok güvenli bir pozisyonda sadece güç göstergesi olarak yapılmıştı. Ölen gözlemci o an nasıl buraya kadar düşmanın sızdığını merak ederek şaşkınlıkla ölmüştü. O an bilmediği şeyse bu karakolun güneyinde bulunan tüm karakolların daha önceki günlerde çok yok edildiğiydi!

 

Sadece 3 gün içinde yok edilen Güney Qīngzhi bölgesinin alt yarısı pek fazla şehrin olmadığı bir bölgeydi. Çoğunlukla çöllerin olduğu bir bölge olduğundan sadece 2 tane şehir vardı. Ama o günden sonra o iki şehire ne olduğu hiç ortaya çıkmadı. Açıkçası sonraki olayların eşliğinde kimse umursamadı bile.

 

Bir hafta içinde tüm Güney Qīngzhi bölgesini ele geçiren düşman birlikleri tam olarak merkeze kadar girdiler. Erenin annesi Yuzunun bir keresinde dediği gibi. İnsanlar ellerinde tuttukları şu anki toprakları eşit şekilde dolduramıyorlar. Nüfus ve güvenlik koşulları buna izin vermiyor. Bu yüzden tüm insan toprakları aynı şekilde canlı ya da kalabalık değil!

 

Açıkça 4 bölge içinde en zayıf olan “Güney Qīngzhi” gelen düşmanlar için güzel bir kapı görevi görmüştü. Diğer bölgelerin sınırlarıyla karşılaştırılınca çok az insan, çok az savunma ve çok fazla kör nokta vardı. Sınırdaki gedikleri kullanarak bu zayıf savunmayı kırmak çocuk oyuncağı olmuştu. İki şehir ve birkaç yüz bin karakolu yok etmek çok kolaydı. Ve merkeze yaklaştıkça asıl hedefledikleri şeye de oldukça yaklaşmış oldukları için herkes heyecanlıydı.

 

Tüm “Canavar ordusu” sevinçten ve başarı hissinden aklını kaybetmek üzereydi. Açıkça son bin yıl içinde alınan ilk zafer olacaktı. Dev ordunun farklı bölgelerden ve farklı yollardan ilerleyen birden fazla parçası vardı.

 

Beş parçaya ayrılarak ilerleyen ordu neredeyse Qīngzhēnsì Sarayı denilen İmparatorluk Merkezine varmak üzereydi ki bu parçaların liderleri bekleme kararı aldı. Birbirleriyle haberleşme imkanları neredeyse telefon etmek kadar basit olan bu ordu liderleri anında tüm orduya beklemeleri ama tetikte olmalarını söyledi. Her birinin arkasında en aşağı 1 milyona yakın mevcutta bir ordu vardı. Ama içlerinde biri -tam orda olan 3. ordu- daha farklıydı. Bu ordu diğerlerinden açık ara daha güçlü ve korkutucu bir havaya sahipti. Açıkça tüm 5 ordunun asıl lideri varsa da muhtemelen burdaydı. Ve bu ordunun mevcudu tam olmasa da 2 milyondu.

 

Orduların her birinde yüzlerce “Asilzade” seviyesinde komutanlar vardı. Tüm bu komutanlar orduların her parçasına dağılıp mental olarak Liderlerinin emirlerini yerine getiriyordu. Ayrıca haberleşme ve ordunun dağılmaması içinde ordaydılar. Gerçi zaten zafere bir adım uzaktayken de kimsenin orduyu terk etmesi(askerden kaçması) mümkün değildi.

 

Beş Ordu Liderleri -arkalarındaki ordudaki “Asilzadeler” bile göremese de- çok uzakta duran İmparatorluk merkezi olarak bilinen Qīngzhēnsì Sarayına baktılar. Açıkça 5 ide Lloyd seviyesinde Elemental güçlere sahipti. Ama bu 5 liderin elementler üzerindeki güçlerinden çok doğal doğuştan gelen farklı yetenekleri daha korkutucuydu. Bu kadar güçlü bu 5 canavarda Saraya sanki tüm rüyalarını süsleyen bir kadınmış gibi bakarak gündüz rüyaları gördüler.

 

 

Güney Qīngzhinin talan edildiğini duyan İnsan İmparatorluğu tarafı hem endişeyle hemde neşeyle bu haberi karşıladılar. Güney değilde diğer bölgelerin başına böyle bir şey gelseydi bu kadar umursamaz davranamazlardı ama Güneyde kaybedilecek bir ordu,hazine yada bir yapı yoktu. Açıkça Güney sadece ilerki zamanlarda İnsan nüfusunu artırdıklarında kullanılacak boş bir arsaydı. Ve en kötü ihtimalle ellerindeki en işe yaramaz parçaydı. Üstelik diğer bölgelerin aksine arazisinin çoğunun çöllerle kaplı olması İnsanların hayal kırıklığını bile çok azaltmıştı.

 

Qīngzhēnsì Sarayı …

 

Qīngzhēnsì Sarayının içinde sorumlu bir asker en üst katlarda bulunan bir merdivene çıktı. Ve sarayın daha önce hiç girmediği bir yeriyle karşılaştı. Bu bölge 4 farklı tarafa giden 4 kapıya sahipti. Her kapının üzerinde tek bir kelime vardı. Bu kelimelerin hangi dilde yazıldığını bilmeyen asker biraz merak etse de kapıların birbirleriyle aynı olmadığını fark etti. Kendine söylendiği gibi kapılardan birine doğru gitti. Bu kapı diğerleri içinde en gösterişsiz olandı. Diğer üçüne de kısa bir bakan Asker, kapılardan tam karşıda olanın özellikle çok daha parlak ve güzel gözüktüğünü de anlamıştı.

 

Sonunda kapıyı açtığında karşısına içinde ağaçlıkların ve sıcak su bahçelerinin bile olduğu büyük bir yer çıktı. İçeride tül perdeler hariç hiç bir şeyle kapatılmamış yarım odalar ve her tarafta üstlerinde her türden yiyeceğin olduğu masalar vardı. Masalarda ne olduklarını bilmediği pek çok içkiler, duvar diplerinde şarap şişeleri ve her birkaç metrede bir küçük tabaklara konmuş ve odada yerlere rastgele dizilmiş meyve tabakları vardı. Bu genç asker her şeye dikkat ederek adımlarını çok dikkatli atmaya çalıştı.

 

Daha önce duyduğu ama hiç görmediği bir alana girdiğinden çok yavaş adımlarla ilerleyip üstü açık ve merkez olarak gözüken yere ilerledi. Açıkça burası tam bir bahçeydi. Her yerde çiçekler ve kelebekler gözüküyordu. Bu bölgenin kokusu bile farklıydı.

 

Haberci Askerin burnu kokuyu aldığı an vücudu daha dinç hissetmeye başlamış, burnu açılmış, gözleri şeffaflaşmıştı. Ama en büyük değişimde içinde hissettiği enerjiydi. Tamamen kasık bölgelerinde bir sıcaklıkla, patlamaya hazır bir şişkinlik oluşmuştu. Ve Asker bu ani hislerin de kokudan kaynaklandığından şüphelendi.

 

Yüzü kızarmış ve tüyleri diken diken olmuş asker yavaşça bahçeye giderken gözlerinin net göremediğini anlamıştı. Deminki garip şeffaflık iyice arttı ve daha Asker ne olduğunu anlayamadan görüş kabiliyeti aşırı azaldı. O an neredeyse kör gibiydi. Sonunda açıklığa çıktığında karşısında bir sürü insan figürü çıktı. İki tanesi kalktılar ve kıkırdayarak askeri süzüp kollarından tutarak bir sandalyeye oturmasına yardım ettiler.

 

Kıkırtılardan bu gelenlerin kadın olduklarını anlayan Asker heyecanlandı ama bir şey belli etmemeye çalıştı. Ama onun fark etmediği şey yanında durup kolunu tutmaya devam eden kızların tamamen çıplak olduklarıydı.

 

Asker önce kekeleyerek ağzını açtı ama sonra karşıdan bir ses duyuldu.

 

“Güneydeki ordunun içinde hiç dikkate değer bir düşman var mı?”

 

Asker daha ağzını açmadan karşısındaki figürün neler olduğunu bilmesine şaştı. Üstelik ses te bir kadından geliyordu. Asker 4 Kraldan birinin erkek olacağını düşünmüştü. Ne de olsa kendine “Kral” olarak hitap etiyordu! Ama ne kadar şaşırsa da Asker hemen cevapladı.

 

“Efendim şu anki bilgilerimize göre tam olarak 5 tane Lloyd ve 20 bine yakın Asilzad-

 

“-Yeterli. Amirine tek bir askerin bile yola çıkmamasını söyle. Bu ordu sizin başa çıkabileceğiniz bir şey değil!”

 

Asker ayağa kalkmak için hamle yaptığında yanındaki kızlardan biri onun dönmesine yardımcı olup dönüşte giriş kapısına kadar da eşlik etti. Asker, henüz görüşü geri gelmediği için hayal meyal kadını görüyordu. Tam kapıdan çıkacakken kadın uzandı ve askerin omuzlarından tutup çenesini bir eliyle kavradı. Muhteşem egzotik bir vücut kokusu eşliğinde Asker, hayatında hayal edebileceği en yumuşak ve tatlı dudakların kendi dudaklarına değişini hissetti. Vücuduna kendini bastırmış bir kadın vücudunun heyecanını ve sıcaklığını kör de olsa anlamıştı. Öpücüğün derinliğinden ve dudakların yavaşça artan ıslaklığından sonra yarım dakika kadar süren temas sonlandı. Anında kıkırdayarak hafifçe gülen kadın, askeri çevirerek kapıdan dışarı çıkardı.

 

Arkadan kapanan kapının sesiyle içinde garip fırtınalar kopan Asker, büyük bir şokla yere çöktü. Birkaç dakika kendine gelemedi ama sonunda temiz havayla geri gelen görüşüyle 4 kapının olduğu yeri terk etti. Kalbinde hayatı boyunca geçmeyecek bir ağırlık oluşmuştu.

 

 

3 saat sonra Qīngzhēnsi Sarayının önündeki bir kadın yavaşça yürümeye başladı. Yüzünde bir maske vardı. Siyah tülün yüzünü örtmesini geçersek üstündede her rengin bulunduğu bir koruyucu elbise vardı. Bu elbise normalde çölde yaşayan insanların seyahat ederken üzerlerine örttükleri özel bir bezden yapılıyordu. Ama kadının taktığı özellikle çok süsle ve özel gözüküyordu.

 

Dışarıdan sadece boyunun uzun olduğu fark edilen Kadın, birkaç adım normal yürüyüşten sonra bir anda ortadan kayboldu ve birkaç yüz metre ilerde gözüktü. Attığı 2 adımdan sonra tekrar gözden kayboldu ve güneye doğru 3 kilometre kadar ilerde belirdi. Ve attığı son 2 adımla binlerce kilometre ilerlemişti. Gözüktüğü yerse 5 ordunun merkezi olarak görülen en ortadaki ordunun hemen önüydü.

 

Sadece birkaç yüz metre ilerde, açıkça ayakta kıpırdamadan duran Canavarların Lideri gözüküyordu. Lloyd seviyesinin sınırında neredeyse Hükümdar seviyesine çıkacak tam bir canavardı.

 

Kafasında küçük iki tane yuvarlak siyahlığın aynı bir boğanın boynuzları gibi durduğu başı ve boynu tamamen insansıydı. İki siyahlık; büyük yuvarlak dövmeler gibi alnın iki ucunda olsa da kafasın da başka da bir gariplik yoktu. Sarı hayvansı gözleri ve keskin öldürücü bakışlarını saymazsak tabi.

 

Sağ eli insan, Sol tarafındaki kolu ve omzu ise kaslı dev bir yaratığın koluydu. Bu kolun rengi kırmızıydı. Ve üstünde tek bir tüy bile gözükmüyordu. Boyu toplamda “3 metreden” biraz fazla olan bu liderin ten rengi de vücut hatlarıda sol kolu hariç insana benziyordu. Tabi boyunun aşırı uzun olması bile o cüsseyle garip değil görkemli bir görüntü oluşturmuştu.

 

Arkasında her türden farklı hayvan ve canavarın olması ise bu duruma büyük bir tezatlık getiriyordu. Sırtlarında küçük veya büyük kanatların olduğu garip hayvanlar, her türden şeytani suratlar ile garip vücut parçaların sahip yaratıklar ve en kötüsü üstünde pek çok insan kafatasının zincirlerle vücutlarına bağlandığı görkemli 5-6 metrelik Devler…

 

Orduda küçük zararsız ve daha insansı gözükenler sadece ara ara serpiştirilmiş kişilerdi. Dıştan neredeyse insana benziyor ve Liderleri gibi bazı vücut parçaları hariç insan gibi gözüküyorlardı. Ama Liderin sadece sol kolu canavarımsı iken bu insansıların vücutlarının en az yarısı canavarımsıydı.

 

Ve sayıları binlerce olan bu insansılar ordunun Asilzadeleriydi. Nadir bulunan Element Ustalığında daha da nadr olarak Yaratık oldukları halde ilerlemişlerdi. Hepside kısa boylu ve insan standartlarında olsa da etraflarındaki askerlerin yaklaşmaya cesaret edemedikleri kadar büyük güçlere sahiptiler.

 

Ordudakilerin çoğu oturmuş veya buldukları taşların üstüne çökmüştü. Bazı yerlerde ateşler yakılmışken bazı farklı türler aralarındaki nefretle karışık kavgalar bile vardı. Ama genele bakınca Milyonları içine almış ordu devasa ve korkutucuydu.

 

Böyle bir orduya Liderlik edebilen kişi ise hızlıca bir adım öne çıkıp önünde belirmiş kadına kükredi. Sesi çok yüksek olsa da açıkça sesini duyurmak için özel çabası fark ediliyordu:

 

_”Sarayı Teslim Edin! Bizde Geri Kalanınıza Dokunmayalım!”

 

Kadının yüzündeki tülden ne düşündüğü belli olmasa da bir adım öne çıktı. Ve aynı Yaratık Lideri gibi taviz vermez net bir tonda konuştu. Ama konuşurken hiç çaba sarf etmeden sesi yüksek çıkıyordu. Deminki Yaratığın yaptığı gibi kendini zorlayarak güç göstergesine gerek duymadı.

 

“Bugün çok tembel hissediyorum. Ordunu geri çekersen sadece seni ve diğer 4 ünü öldürücem. Eğer çekmezsen tüm hepiniz ölüceksiniz? Seçin yapın! Bir dakikanız var.”

 

Aşırı yüksek tonda söylenmiş sözleri sadece Lider değil arkasındaki ordunun 10 da birlik bir kısmıda duyabilmişti. Tek başına yüzlerce kilometrelik alana dağılmış ordunun onda birinin bile bu sözleri duyması kadının gücünü ortaya koyacak nitelikteydi. Üstelik kadının sesi sanki hayattan bezmiş birininki gibi çıkıyordu. Ne heyecan ne korku ne de nefret vardı. Ruhsuzdu. Ve umursamazdı.

 

Bir dakika kadar birbirleriyle konuşan 5 lider ortak olarak saldırıya geçmek için anlaştılar. Ama daha saldırı emri veremeden 3. ordunun lideri karşısındaki kadını bir anda kaybetti. Kadın bir anda yok olmuştu. Lider, birkaç saniye geri çekilip çekilmediğine baktıktan sonra fırsatı kullanarak saldırı emrini vermeyi düşündü. Ama tam etrafa bakındığı son anda sırtında korkutucu bir enerji dalgası hissetti. Arkasına döndüğünde ise gördüğü şeye inanamadı.

 

“Bu İmkansız!”

 

Kendi kendine gördüğü şeyi sindiremeden isyan eden Lider, tamamı cansız yerde yatan cesetlere bakakaldı.

 

Tüm 2 Milyonluk canavar ordusu ölüydü!

 

Her taraftan toprak ve yer yer dağılmış kum tarafından emilen kandan akarsular oluşmuştu. Tek bir çığlığın yada yardım çağrısının duyulmadığı koskoca orduda tek hayatta kalan Liderdi.

 

Anında kaçma içgüdüsüyle bir adım atmaya çalışan İnsansı Canavar kıpırdayamadığını fark etti. Birden önünde beliren Kadının vücudunu görünce bağırmak ya da küfür etmek için ağzını bile açamadı. Bir an sonra zaten yerdeydi. Ne elementlerdeki güçlerini ne de doğal yeteneklerini kullanamadan hiçliğe kavuştu.

 

O gün sonraki 5 dakika içinde diğer 4 ordununda başına gelen tamamen aynıydı. Tek fark diğer orduların liderleri 3. ordunun liderinin sahip olduğu geri çekilme önerisine sahip olmadan ölmüştü. Açıkça soru sormak için 1 dakika bile harcamaya üşenen Kadın, 5 orduyu da yok etti ve aynı önceki gibi 3 farklı kayboluş-belirişle Sarayın önünde belirdi. Bir dahaki kayboluşuyla 4 kraldan “Güneyin Kralı olarak bilinen kişi Saraydaki çıplak kadınlar ve erkeklerin hizmet ettiği odasına döndü. Odasını ve kendini bekleyen sayısız kadınla erkeği sadece 10 dakika terk etmişti…

 

3479 senesinde Ocağın 20 sinde oluşmuş bu hadise “5 ordu katliamı” adını aldı. Ve uzun süre dillerden düşmedi. Ama bu günün bir diğer önemi de aynı gün Erenin Nihan la eğitimine başlamasının üzerinden 4 sene geçmişti. Ve İlaç Avı adını verdikleri olaya başlıyorlardı…

 

 

1-10..Giriş seviyesi …Giriş seviyesi teknikler

 

10-20..Acemi Element Ustası …Orta seviye teknikler

 

20-30..İleri Element Ustas …İleri seviye teknikler

 

30-40..Aziz Element Ustası …Ustalık Teknikleri

 

40-50..Asilzade …Element Kontrolü…Ustalık teknikleri

 

50-60..Lloyd …Aziz Enerji Teknikleri…Element Kontrolü…Ustalık teknikleri

 

60-70..Hükümdar …Hükümdar Teknikleri (İnsan ve Canavar Krallar bu seviyede.Örn:Güneyin Kralı)

 

70-80…Kanatsız* … Cennet teknikleri*

 

80-90 … Tanrı** … Tanrısal Teknikler**…Cennet Teknikleri*

 

90-100…?*** … ?***

 

*((Baştaki Lloyd yada Hükümdar gibi isimlerde çok az oynama olabilir. Ama terimler size sıcak geldiyse değiştirmeyi de düşünmüyorum. Özelden fikirlerinizi yazarsanız sevinirim :))*

Reklamlar

SimbiyoZ – Çocukluk – 10.Bölüm – Güneydeki Kral” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s