Simbiyoz – Giriş…Nehir Kenarındaki Kız


İsteyen wattpad üzerinden de okuyabilir. buradan okumak istiyorsanız en azından girip okunma sayısını arttırabilirsiniz ona da yardımcı olur hem. İşte link – Link yazısına tıklamanız kafi 😀

Tabiatında hep gülümsemek ve herkese iyi davranmak olan saf bir ırk olarakta bilinen “Gwandie lerden Yuzu, önündeki kovalara su dolduruyordu. Grandilerin bir parçası olarak kısa güneş renginde sarı saçlara sahipti. Güneş ışığının altında parıldayan saçlarını savurduğunda normalden biraz daha çıkık olan kulakları göründü. Halk arasında şeytan kulak olarak ya da kepçe kulak olarak bilinen kulaklara sahip olan ailesindeki ikinci kişiydi. Söylenene göre ölen babası da kendisi gibi şeytan kulaklara sahipmiş. Ama babasını azıcık bile hatırlamadığından diğerlerinin sözleriyle bunu biliyordu.

 

Önündeki iki kovaya su doldurmaya uğraşıp birini başarıyla nehrin kenarından çıkarabilmişken diğerini elinden düşürdü. Refleks olarak peşinden kolunu ve vücudunu öze uzatınca ayaklarıyla bir anda havada kaldı. Daha ne olduğunu anlamamışken sağ elindeki kovayıda bırakıp kendini tutunacak bir şeyler ararken buldu ama çoktan aşağı doğru inişe geçmiş ve nehre düşmüştü.

 

O gün bilhassa hızlı akan nehirde kendini kurtarmak için çırpınırken sağ ayağında düşmekten oluşmuş ağrıyla kendini azıcık ittirdi. Bu hareketi refleks olarak yapmış olsa da küçük çırpınışı kendini kıyıdan uzaklaştırıp suyun daha derin kısmına ittirmiş oldu. Ve sırf bu yüzden 100 metre kadar aşağıya sürüklenmekten kurtulamadı. Hızla akan buz gibi soğuk suyun içinde debelenip sonunda kendini karşı kıyıda azıcık güvenli bir yere atınca buz gibi olmuş vücudu titremeye başlamıştı. Elleriyle, vücuduna yapışmış dizlerine kadar gelen elbisenin etrafından kendini sarıp ısınmaya çalışarak oturdu.

 

Kendi ile suya düşmüş olan kovanın aşağı tarafa doğru hızla gidip gözden kayboluşunu bir anlığına görünce ne kadar şanslı olduğunu da anlamış oldu. Nehrin aşağı tarafının çok fazla büyüyüp vahşileştiği dünyaca biliniyordu. Annesinin söylediğine göre burdan çıkan suya yer altından başka yerlerden çıkan sularda ekleniyor ve dünyanın en uzun ve hızlı akan nehri oluşuyordu. Buranın insanları tatlı nehir anlamına gelen Waad Nehri diye seslenseler de Yuzu, nehrin dünyaca ünlü başka bir isminin olduğunu biliyordu. Vahşi Nehir anlamına gelen “Tatsuna” nehri diyorlardı.

 

Küçük bir yutkunmanın ardından suyun gittiği yöne devamını görebiliyormuş gibi birkaç saniye baktı. O kovanın yerinde kendi de olabilirdi. Genişliği 10-14 metre civarı olan ve derinliği tam ortasında 1.80* boylu birinin omzuna gelen bir suda boğulması birden çok kolay gözükmüştü gözüne. Ve kasabanın burasında akan özellikle şimdi yanında durduğu kısım nehrin en dar ve tehlikesiz yeri olunca aşağılara sürüklenmediği için şans tanrısına şükretti.

 

Titremesi kesilince ayağa kalkan Yuzu saçlarıyle biraz uğraşıp onları tekrar bağladıktan sonra nehrin aşağısındaki köprüye doğru yürümeye başladı. Ayaklarındaki deri pabuçlar rahatsız ettiği için iplerini çözüp yalın ayak yürümeye başladı. Arada sırada taşlardan rahatsız olsa da eskiden çok kullanılmış bir toprak yolda yürüyordu. Nehrin genellikle diğer tarafında dolaşan köylüler buradaki su dar ve yavaş olunca bu bölgeye pek çok köprü yapmış ve özellikle bu taraflarda nehrin her iki yanını da çok kullanmıştı. Yuzu küçükken pek çok gezginin köylerine geldiğini hatta bir keresinde suda ayaklarının üzerinde durabilen birinin geldiğini hatırlıyordu. Yaklaşık 2 sene önce gelen yaşlı ve biraz deli adam, ayaklarına tahta ve kimsenin ne olduğunu bilmediği şişik şeyler takıp Tatsuna nehrinin en tepesi sayılan tam köyün yanından yüzmeye başladı. Ayakta suyun üstünde durabilmesini sağlayan aletler ne kadar işe yaradı kimse bilmiyor. Çünkü adam yalnız gelmiş ve nehirde yüzmeye başladıktan sonra bir daha da gözükmemişti.

 

Havanın kararmaya başlamasına az kaldığından suyu izlemeyi kesip hayallerine ara veren küçük kız köprüye çok az bir mesafe kaldığını gördü. Birkaç adımdan sonra tahta köprüye varıcakken ..?

 

?..Kısa bir anda…

 

….r…..(Rüzgar eser)

 

?..Rüzgar esmiş ve bir anlığına garip bir koku,his yada bir şeyi yaymıştı. Yuzu rüzgarın saçlarını yalayarak geçmesiyle yerinde dona kaldı. Küçücük bir şeyde olsa etrafına ve ağaçlardan dolayı göremediği ormanlığa bakmaya başladı. Nehrin bu tarafında yürüdüğü yolun kapladığı 5 m genişliğinde alan hariç her yer orman olunca pek çok yeri de göremedi. Bir adım atıp şansını denedi ve işte o zaman gördü. Köprü hizasında ve ağaçlığın birkaç metre içinde yerde yatan biri-bir şey vardı. “Acaba ölü mü?”

 

Masum bir soru değildi. Aksine sıcak, güvenilir ve özellikle saf insanların yaşadığı köyden bir kız için hiçte masum sayılamazdı. Ama kız, onu ailesi ve halkının geri kalanından daha farklı yapan bu soruyu o an için fark etmedi. Bir grandi olarak sorumluluk hissedip birkaç adım daha atarak yerde yatan kişiye yaklaştı. Ağaçların o tarafında çok fazla güneş ışığı olmadığından net gözükmese de genç bir kadın olduğunu hissetti. Beyaz saçlı birini hayatnda hiç görmemiş Yuzu için nefes kesici saniyelerdi ve bu yüzden temkinli değil de meraklı hareketlerle yaklaşıyordu. Uzaktan belli olmasa da görünürde bir yaralanma veya kan yoktu. Attığı son adımla yerde yatanla arasında sadece 2 ağaçlık mesafe kaldı. Artık ölü değil bayılmış biri olduğunu görebiliyordu. Yaşı 16-17 yaşlarında gözüküyordu ama yüzündeki bir şeyden dolayı çok büyükmüş gibi görünmesi de garipti. Bir yetişkin hissi uyandırıyordu.

 

Uzun beyaz saçları yer yer gri kısımlara sahipti. Alnında belirgin bir gerginlik vardı. Bu yüzden de yüzünü buruşturuyormuş gibi bir görünümü vardı. Küçük bir burun, gülümsemediği halde bile görünen gamzeli yanaklarla kıpkırmızı dudakları vardı. Yuzu hayatı boyunca köyündeki 2 çocuktan biri olmuştu ve diğeri de kendinden birkaç yaş küçük başka bir kızdı. Hayatında ilk defa kendi yaşlarında üstelik bu kadar ilginç ama güzel biriyle karşılaşıyordu. Kapalı gözlerinin ardında kıpırdayan gözlerine dahi o kadar büyük bir dikkatle bakıyordu ki bir anda Yuzu kızın dibine kadar yürüyüp fark etmeden üstüne eğildiğini fark etti. Kalbi hızla atarken bir adım kadar geriye çekilip kıza daha ciddi bakmaya çalıştı. Üstündeki kıyafetler oldukça yıpranmış ve eskiydi. Düşününce köydeki en fakir insanın bile böyle şeyler giymediğinden emindi. Ve özellikle elleri ve ayaklarına bakınca çok kirli olduğu da görülüyordu.

 

Genç kız yerde yatan garip beyaz saçlı kızı uyandırmadan önce köyden birilerini çağırmak için hızlıca köprüye gitmeyi düşünse de bir saniyede vazgeçti. Şu an içinde oldukları ormanın pek tekin olmadığını biliyordu. Gündüz vakti yanında insanlar varken bile buraya 1-2 metreden fazla girmesi yasak olunca bu kızı bırakmak çok kötü gözükmüştü gözüne.

 

Sağ kulağının istemsizce oynaması haricinde kıpırdamadan durup birkaç dakika düşünmeye çalıştı. Ama Yuzu ne kadar uğraşsa da sakin kararlar alamayan biriydi. Ve aklına gelen en basit ve en hızlı çözüme tutunup hareket etti. Yerde yatan kızın 16-17 yaşlarında gözüken erişkin vücudunu azıcık hareket ettirmeye çalışıp onu taşıyabileceği bir pozisyona sokmaya çalıştı. Ama bu çocuk ne kadar zayıf ve ince gözükse de oldukça sağlam bir kalıbı vardı. En aşağı 70 kilo olduğunu anlayan Yuzu yedek planına geçti. Her zaman sağ göğsünün üstündeki cepte duran küçük bilekliği çıkardı. Yeşil Doğay ağaçlarından yapılmış basit bir ruh bilekliğiydi. Her hangi birinin normal bir an da yeşil bir bitkinin gövdesinden yapılmış bir süs olduğunu düşünebileceği kadar basitti. Ve küçük yuzu bilmese de yaşadığı dünya için oldukça kötü bir durumdu. Ama o anlarda Yuzu o bileklikle gurur duyuyordu ve dünyı falan da umursamıyordu.

 

Bilekliği taktıktan sonra birkaç dakika bekleyip tamamen bileğinde sıkılaşmasını bekledi. Tamamen bileğini sardığı anda küçük bir parıltıyla birlikte bilekliğin üzerinde hafif bir aura oluşturup hemen ardından yok oldu.

 

Yuzu tekrar eğilip yerde yatan kızı koltuk altlarından kaldırdı ve hemen yanındaki ağaca dayadı. Belki uyanır diye azıcık sarssa da kızda bir gariplik vardı ve uyanmıyordu. Artık eskisi kadar ağır gelmeyen kızı bacaklarından tutup sağ omzuna atarak hızlıca köye doğru taşıdı. Kolundaki bileklik sayesinde demin kaldıramayacağı vücudu taşıyabildiği için kendiyle içten içe gurur duydu.

 

Önce köprüyü geçti. Sonra da atların ve eşeklerin konduğu büyük ahırın yanından dönüp köyün merkezine kadar zorlanmadan gitti. Dışarıda kimse olmadığı için rahat rahat kendi evine gidip kapıyı çaldı. Kapının dedesi tarafından açılmasını beklerken daha önce fark etmediği bir şeyi fark etti. Taşıdığı genç kızı hemen yere indirip kapının önüne olabildiğince düzgün şekilde yatırdı. Kızdaki garipliği şimdi anlamıştı. Karnı ..

 

Karnı oldukça şişkindi.

 

Kız hamileydi…

Reklamlar

Simbiyoz – Giriş…Nehir Kenarındaki Kız” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s